TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-9

25-27.Bâb

________________________________________________________________________

25 – Allah’ım!

Allah’ım! Sen’i öyle bir bilelim, marifetine (28) öyle bir erelim ki, Sen’den gayrı bütün mâsivâ ile ilgili her türlü bilgi ve irfandan bizleri müstağnî kılsın!

________________________________________________________________________ 

 

28_ MARİFET :

 KENDİ DERİNLİĞİYLE LATÎFE-İ RABBÂNİYE-2 [1]

          Ceset bütün muhtevasıyla âlem-i halk’a ait insana bir emânet-i rabbâniye; kalb-i cismânînin ruhu mahiyetindeki latîfe-i sübhâniye ise, tıpkı ruh-u insan gibi zîşuur bir kanun-u emrîdir. Bu itibarla da Zât-ı Akdes’in münezzehiyetine münasip espri içinde, akıl, mantık ve muhakemeden daha ziyade bu latîfe-i sübhâniyenin ihsas ve ihtisasları sayesinde “Bildim!” mülahazası soluklana gelmiştir. Bu konuda, hassas bir marifet sarrafının (28) , “Hayvaniyetten çık, cismâniyeti bırak; kalb ve ruhun derece-i hayatiyesine yüksel!..” beyanı, lâl ü güherden bir anahtar mahiyetindedir.

***

ÜNS MÜLAHAZASINA İCMÂLÎ BİR BAKIŞ [2]

O’nun (aleyhissalâtü vesselâm) yolu buydu ve hedefi de O’ydu; O’ndan sonra da O’nun o nurefşân güzergâhında yürümek isteyenler hep o ufku hedefledikleri takdirde naz u şatahat vadilerine sapmayacak, kurbet ve maiyyetlerini gurbet ve yalnızlığa çevirmeyeceklerdir. Sürekli iman, islâm deyip soluklanacak, ihlâsla kanatlanıp marifetle (28) derinleşecek, ihsan ruhuyla geceleyip gündüzleyecek, rıza hisleriyle köpürüp iştiyak-ı likâullah hülyalarıyla öteler ötesi ufuklara doğru kanat çırpacak ve “Daha yok mu?” diyerek hep soluk soluğa yaşayacaklardır.

***

 RÜŞD [3]

Evet, nefis, cismanî, hayvanî ve bedenî küdûrattan arınmayınca kalbe ve ruha giden yollar tıkalı kalır; bilinmemesi gerekenler gelir bilineceklerin yerini alır ve yolcu en düz güzergâhta dahi takılır yolda kalır. Zira bu güzergâhta sefer, cismâniyet kışrından sıyrılarak ruh ufku istikametinde kalb semasına doğru kanat çırpıp “Hû” ile soluklanmaya bağlıdır. Bunlar gerçekleştiği ölçüde mânâ ve marifet yolcusu (28) zılliyetlerden sıyrılarak hep O’nu hatırlatıp düşündüren bir ayna hâlini alır. Ve işte hakikî rüşdün irfan üstü irfana mazhariyeti de bu evsâf ve keyfiyetle alakalıdır. Fuzûlî -merhum- bu hususu şöyle noktalar

 ***

FİRAR VE İ’TİSAM  [4]

Birinciler, otağlarını mârifet (28) yamaçlarına kurar, zerreden güneşlere kadar her şeyle O’nu hatırlar, O’nu anarlar.. ölçüleri aşan isteklere girer ve olmayacak şeyler düşlemeye başlarlar.. ve derken, vicdanlarında: “Seni hakkıyla bilemedik.” gerçeğini duyar ve dillerinde:

 “Varlık Senin mârifetinin (28) peşinde, erbâb-ı lisan Seni vasfetmekten âcizdir. Gel tevbemizi kabul buyur; buyur ki, biz birer beşeriz, Seni hakkıyla bilemedik.” sözleriyle kendilerinden geçerler.

***

25.BABIN DUASI  (YAKARAN GÖNÜLLERDEN…)

Ey kullarının gözlerini  marifet meşcereliklerine açan ve lisanlarını hamd ile coşturan Merhametliler Merhametlisi Allahım!

Beni de nezdindeki lütuflardan en çok hissesi olan, yüce katında yüksek payelere ulaşmış, sadrı sinesi Senin muhabbet ve marifetinle meşbû bahtiyar kullardan eylemeni diliyorum!

… 

Ne olur, bizi, huzurdan kovulup uzaklaştırılmanın azabıyla tanıştırma ve bizi  marifet erbabı has kullarının zümresine ilhak eyle!

***

________________________________________________________________________

26 – Allah’ım!

 Her türlü sapmadan, yoldan çıkmadan ve haktan inhiraf etmeden bizleri muhafaza buyuracak, sıyanet edecek bir “kâmil imân” (29) ile bizleri serfiraz kıl!

________________________________________________________________________

29- KAMİL İMAN :

 KERAMET  [5]

          “Mânevî keramet ki, ehlullaha göre kâmil iman (29), salih amel, sağlam mârifet, yürekten muhabbet ve Hakk’a tam merbûtiyetten ibaret bir hâldir ve keramet dendiğinde hak dostlarının büyük çoğunluğunun üzerinde durduğu da işte bu tür bir ikram-ı ilâhîdir.

İlimdeki bereketi, irşaddaki müessiriyeti, Hakk’ı sevip sevdirmedeki gayreti, ruh-u revân-ı Muhammedî’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) dört bir yanda şehbal açması istikametinde ortaya konan azm ü ikdam ve performansı da bu kabîl ikramlar içinde zikretmek mümkündür.

 ***

 HAK, HAKİKAT VE ÖTESİ  [6]

Bir diğer yaklaşımla şeriat, iman-ı kâmil (29), amel-i salih; hakikat ise, bi’l-mukabele bu iman ve aksiyon erlerinin Cenâb-ı Hak tarafından görülüp gözetilmeleri, onların da küllî bir şuurla buna karşılık vermeleridir.

İman ve amel olmadan ilâhî riayet ve kilâet beklentisi bir kuruntu, O’nun teveccühüne güven olmadan şer’-i şerifin ağır tekâlifine katlanmaksa çok zordur. Bazıları, “Hakikatsiz şeriatı ikame pek güç, şeriatsız hakikat de imkânsızdır.” deyip çıkmışlardır işin içinden.

***

BİR UZUN SEYAHATİ NOKTALARKEN  [7]

Havf u haşyet, hudû u rehbet belli bir yakîn mertebesini ihraz edenlerin ve Allah’ı hakkıyla bilenlerin hâlidir. Bilgi ve mârifet özürlüler bunlardan çok fazla bir şey anlamasalar da, yakîn kahramanları onların ne demek olduğunu bilir; her an bunlardan biriyle veya birkaçıyla değişik râşeler yaşar ve tavırlarıyla huzurda bulunuyor olmanın hakkını eda ederler. Her şeyi Hakk’a bağlama, O’na güvenip O’na dayanma, bu da yine kâmil imana (29) Allah’ın özel bir utûfetidir. Hakk’ın takdirlerini kemal-i teslimiyet ve rıza ile karşılamayan/karşılayamayan ve sa’y ü gayretini ilâhî meşîete birer çağrı mesabesinde görmeyen/göremeyen, sürekli kaderi taşlar durur, hep şunu-bunu suçlar da bir türlü kendiyle yüzleşmeye yanaşmaz. İçini iman, mârifet ve muhabbet peteği hâline getirememiş biri, sevgiyi bilmez, onun için gözyaşının ne mânâya geldiğini de anlayamaz; bütün bir ömür boyu his ve heyecan yorgunu olarak yaşar da bir kerecik olsun tenha koylarda içini Allah’a dökme ve âh edip ağlamadaki ledünnî zevki duyamaz. Gerçi bazen böylesi ham ruhların da ağladığı olur ama bu da oyuncağı elinden alınmış çocukların hırıltılarına benzer bir ağlamadır.

***

26.BABIN DUASI  (YAKARAN GÖNÜLLERDEN…)

 Allahım! Yüce nezdinden göndereceğin bir nurla simalarımızı pırıl pırıl hâle getir. Sadrımızı, sinemizi,  kâmil imana, tastamam ihsana aç ve bizi, sevip razı olduğun amelleri işlemeye muvaffak kıl!

 

***

________________________________________________________________________

27 – Allah’ım!

Bizlere ekstra lütuflarda bulun ve bizleri “ihsan” (30) pâyesine erdir; erdir ki, hak ölçülerine göre iyi düşünebilelim, iyi şeyler planlayabilelim, iyi işlere mukayyet kalabilelim ve kullukla alâkalı bütün davranışlarımızı, Sen’in teftişine arz etme şuuruyla (30) , fevkalâde bir titizlik içinde olabilelim. Bu lütfun öyle bir keyfiyette olsun ki, Sen’den gayrısına teveccüh etmekten bizleri müstağnî kılsın!!

 _____________________________________________________________________________

*** 

30- İHSAN VE ALLAH’IN TEFTİŞİNE ARZ ETME ŞUURU :

İHLAS  [8]

“İhlâs; ferdin, ibadet ü taatinde, Cenâb-ı Hakk’ın emir, istek ve ihsan(30)larının dışında her şeye karşı kapanması, abd ve Mâbud münasebetlerinde sır tutucu olması, yaptığı şeyleri Hakk’ın teftişine arz mülâhazasıyla yapması, (30)

tabir-i diğerle; vazife ve sorumluluklarını, O emrettiği için yerine getirmesi, yerine getirirken de O’nun hoşnutluğunu hedeflemesi ve O’nun uhrevî teveccühlerine yönelmesinden ibarettir ki, saflardan saf sâdıkların en önemli vasıflarından biri sayılır.

***

RÜŞD [9]

Yürürken bu nuranî yolda her şeyin Cenâb-ı Hakk’ın ekstra lütfu, ihsanı (30) ve özel teveccühü olduğunu/olacağını, bunun da ümit ve iradesinin gerçek dinamizmini teşkil ettiğini düşünür; yürür doygunluğa ermiş vicdan mekanizmasıyla sefeh orduları üzerine ve zaferle şahlanır daha ötelere ilâhî teveccüh ganimetiyle. Verdiğini verir, aldığını alır ama girmez zafer ve gına sağanağıyla şımarıklığa; girmez ve hep hamd ü senâlar ile gürler, mahviyet ve tevazu ile iki büklüm olur; olur da “Değildir bu bana lâyık bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?!.” (M. Lütfî) der, nefsini cümleden ednâ görerek bu mazhariyetlerin istidraç olabileceği endişesiyle tir tir titrer.. ve huzur-ı sultanîde bulunuyor olma mülahazasıyla (30) da hep ciddi bir edep tavrı içinde bulunur; bulunur ve yakışıksız tavır ve davranışlara düşmemeye gayret eder.. nâsezâ mülahazalardan uzak durur; söz ve beyanlarını mazhariyetlerinin sesi-soluğu hâline getirmeye çalışır.. fuzûliyâta karşı tamamen kapanır.. ve bütün vicdan mekanizmasıyla, kendini mizan ve terazide mahcup etmeyecek kurbet yolunda sabit-kadem kalma zikr u fikriyle oturur-kalkar.. hep kurbet meyveleri dermeye çalışır.. kalbi sürekli Hak maiyyetiyle çarpar ve duyguları mehâfet ve mehâbet mülahazasıyla ruhanîleri imrendirecek bir hâl alır.

***

27.BABIN DUASI  (YAKARAN GÖNÜLLERDEN…)

Ya Rab! Günlerimi, gecelerimi, aylarımı ve senelerimi sadık yakînlerle doldur, doldur ki, iki dünyanın musibet ve hüzünleri o yakîn sayesinde hafiflesin. Yakînimi öyle artır ki Rabbim, Sana olan şevk u iştiyakım ve nezdindekilere rağbetim artsın. Bu bendeni mağfiret buyurduğun ve yüce payelerle şereflendirdiğin kullarına dâhil et. İhsan ettiğin nimetlere şükürle gerilmeyi gönlüme duyur. Duyur ki Allahım, bunları yapacak biricik zât Sensin.

 …

İbadet ü taatlarında, Cenab-ı Hakk’ın emir, istek ve ihsanlarının dışında her şeye kapanmış, abd ve Ma’bûd münasebetlerinde sır tutucu, yaptığı şeyleri  Hakk’ın teftişine arz mülahazasıyla yapan ve işlerini Allah’a havâle hususunda “gassâlin elindeki meyyit” gibi davranan ihlas ve teslîm ehli kullarının yoluna ilet.

DEVAM EDECEK…

[1] Çağlayan_K.Z.T Aralık 2017_ KENDİ DERİNLİĞİYLE LATÎFE-İ RABBÂNİYE-2

[2] Çağlayan_K.Z.T Ağustos 2017_ ÜNS MÜLAHAZASINA İCMÂLÎ BİR BAKIŞ

[3] Çağlayan_K.Z.T Temmuz 2017_ RÜŞD

[4] Kalbin Zümrüt Tepeleri  FİRAR VE İ’TİSAM  (30 Eylül 1992)

[5] Kalbin Zümrüt Tepeleri  KERAMET  (30 Eylül 2000)

[6] Kalbin Zümrüt Tepeleri  HAK, HAKİKAT VE ÖTESİ    (31 Ağustos 2004)

[7] Kalbin Zümrüt Tepeleri  BİR UZUN SEYAHATİ NOKTALARKEN  (31 Mart 2006)

[8] Kalbin Zümrüt Tepeleri  İHLAS  (30 Haziran 1992)

[9] Çağlayan_K.Z.T Temmuz 2017_ RÜŞD