TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-7

19-21.Bâb

 

19 – Allah’ım!

hakkımızda hayırlı neticelerin vukuu için muztarr kaldığımız anlarda, inayetinin esbab-üstü müdahalesi adına yaptığımız istek ve dileklerimize cevap ver, yakarışlarımıza icabet (22)  buyur. Dualarımıza öyle bir karşılık ver ki; faydalı gördüğümüz şeylere nail olma veya problemlerimizi çözme hususlarında Sen’den gayrısına dil dökmekten, mâsivâyı yardıma çağırmaktan bizleri müstağnî kılacak ölçüde olsun!

 ________________________________________________________________________

(22) İCABET :

HÜRMET VE HUŞU [1]

“Aslında hudû u huşû ve bu duyguların insan ruhunda hâsıl ettiği mehâfet ve mehâbet hissi herkes için fevkalâde önemli; hakikî imanın en ehemmiyetli semeresi ve ilâhî teveccühlerle insana lütfedilen yakînin de en kıymettar neticesidir.

Böyle bir semereyi derebilen ve bu neticeleri elde eden bir hakikat eri artık her şeye mâlik sayılır; zira o, her şeyin zimamı elinde bulunan Zât’a sıdkıyla teveccüh ettiğinden O’nun bütün ihsanlarına da namzet demektir.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kudsî hadis diye rivayet edilen hoş bir sözle şunları ifade buyururlar:

“Cenâb-ı Hak kuluna: ‘Sen gönlünün huşûunu ve gözünün yaşını Bana armağan et, sonra hâcetin ne ise onu Benden iste ki, Ben de icabet edeyim; zira Ben yakınım ve her duada bulunana icâbet(22) ederim.’ ferman etmektedir.”

ZİKİR  [2]

“Yani siz, Allah’ı zikr u fikr u ibadet le yâd edince, O da sizi teşrîf ve tekrîmle anacak..

siz Duâ ve münacâtlarla hep O’nu mırıldanınca, O da icâbetle(22)  size lütuflar yağdıracak..

siz onca dünyevî işlerinize rağmen O’nunla münasebetlerinizi devam ettirince, O da dünya ve ukbâ gâilelerini bertaraf ederek sizi ihsanla şereflendirecek..

siz yalnız anlarınızı O’nun huzuruyla şereflendirince, O da yalnızlıklara itildiğiniz yerlerde size “enîs ü celîs” olacak..

siz rahat zamanlarınızda O’nu dilden düşürmeyince, O da rahatınızı kaçıran hâdiseler karşısında size sürekli rahmet esintileri gönderecek..

siz O’nun uğrunda yollara dökülüp O’nu cihana duyurunca, O da sizi dünya ve ukbâ zilletlerinden kurtaracak..

siz bütün davranışlarınızda ihlâslı olunca, O da sizi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan tasavvurunu aşan hususî iltifat ve hususî pâyelerle şereflendirecek…

 Böylece, zikir arzusu, zikir cehdi, zikre mazhariyet nimetiyle kıymete ulaşacak, derken Allah da bu tevfik ve hidâyet lütfunu hususî ihsanlarıyla daha bir derinleştirecektir ki, وَاشْكُرُوا لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ “Bana sürekli şükredin ve sakın nankörlüğe düşmeyin!”[4] emr-i rabbânîsi de işte, zikirden şükre, şükürden zikre bu “salih dâire“yi ihtar etmektedir.

***

________________________________________________________________________

20 – Allah’ım!

Yüce katından ledünnî bir te’yid (23)  ile  bizleri serfiraz kıl; imanı kalblerimize perçinle; sarsılmayan, dönmeyen ve yılmayan bir ruhla bizleri destekle. Öyle ki bu konuda Sen’den gayrı bütün mâsiva’dan gelebilecek her türlü desteği, sırt çıkmaları ve desteklemeleri unutturacak keyfiyette olsun!!

 ________________________________________________________________________

(23)  LEDÜNNİ TE’YİD :

 KENDİ DERİNLİĞİYLE LATÎFE-İ RABBÂNİYE-2 [3]

Bunları görme, anlama, değerlendirme izâfî planda Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’a (s.a.s) ittiba-ı etemme ve nefsine tercih ölçüsünde O’na karşı duyulan alâkaya vabestedir; bunlar, kabiliyetlerin farklılığı nispetinde mütefâvit duyuş ve sezişlerle de olsa “kâb-ı kavseyni ev ednâ” gölgesinde duyulabilecek bir kısım ekstra mevâhib-i ledünniye (23) dir. İç ihsas ve ihtisaslarıyla bu ufka müteveccih olanlar kalbleri itibarıyla dipdiri; her zaman ciddî bir metafizik gerilim içinde ve sürekli “Hû” kelimesiyle soluk alıp vermektedirler.

 ***

KAST VE AZİM [4]

Gönlünde O’na doğru seyahate karar vermiş ruhlar, bir lâhza bile yolculuktan, yol tasavvurundan ve o yolda hedeflenen yüce mânâ ve yüce gâyelerden gafil olmazlar.

Bir kere gözleri ağyâra kaysa ve ağyâra “yâr” deseler, bir ömür boyu efgân eder inlerler. O’nun yoluyla hiç tanışmama büyük bir talihsizlik, “tanıyıp-tanıştım” dedikten sonra takılıp yollarda kalma ise bir hüsran ve haybettir. Hem de ne hüsran ve haybet!

Kast, evvelâ, kalb yamaçlarında doğar ve gelişir, his vadilerinde bir çağlayan hâline gelir ve gürler. Sonra da insanın bütün benliğini sarar.. ve trafik işaretleri gibi ona gideceği hedefi gösterir. Bu mânâda kast, şuurlu bir niyettir ve gönül tepelerine saçılmış bir tohum gibidir. Bu niyetle gerilen ruh ve gönül tepelerine tohum saçan el, bir de ilahî teyidle(23) desteklenmişse, her hamle ve her gayret döl yatağını yüzlerce hayr u berekete açar ve beklemeye koyulur. Kast ile belli bir turnikeye giren insan, iki adım ötede azimle buluşur ve o atmosfere girince de âdeta hedefe doğru yüzmeye başlar.

***

İRÂDE, MÜRÎD VE MURÂD[5]

Hakk’ın tevfiki ve irade gücüne göre, kimileri bu mesafeyi yerde yürüme süratiyle, kimileri peyk, füze ve ışık hızıyla, kimileri de her türlü kemmiyet ölçüleri üstünde kat’eder.

Nebide miraç, velide arşiye, dervişte seyr u sülûk, Hakk’ın tevfikiyle desteklenmiş irade(23), mürîd ve murada birer parlak misaldirler.

***

________________________________________________________________________

21 – Allah’ım!

Bizleri sâlih ameller yapmaya muvaffak eyle; yararlı, yaraşıklı ve hayırlı işlerde bizleri istihdam buyur; Sen’in hoşuna giden, yapılmasından râzı olduğun, dünyada huzur, ahirette de bereket ve saadet vesilesi olan işlere bizleri muvaffak (24) kıl! Öyle ki yaratılış gayemize uygun düşmeyen her türlü mâlâyâni ve füzûlî tavır ve davranışlardan bizleri alıkoysun!

 ________________________________________________________________________

(24)  HAYIRLI İŞLERDE BİZLERİ İSTİHDAM VE MUVAFFAKİYET :

SEYRİ SÜLUKTA BİR BAŞKA ÇİZGİ [6]

Hâlbuki o, her zaman, Allah rızası istikametinde hizmeti(24), amelde ciddiyeti, çevresindeki kimselere karşı sorumluluğunu, ölümü ve ölüm ötesini düşünmeli; buna mukabil, her türlü kini, nefreti, ihtirası, nefsanî haz ve arzuları ruhundan söküp atmalıdır ki; içindeki ruhanîliği söndürmesin, şeytanîliği de hortlatmasın.

Evet, yoldakiler olarak bizim için her zaman, Allah’a îmân ve O’nun rızası çizgisinde yaşamayı ganimet bilmemiz; bütün duygu, düşünce ve davranışlarımızla O’nu memnun etmeye yönelmemiz; her yerde ve her zaman hayatımızı O’nun maiyyetine bağlamamız ve bu sırlı maiyyet sayesinde –ki اينجَاكَسِست پنهَان، خوددلا مَگِيرتَنهَا “Burada gizli biri var, ey gönül, kendini yalnız sanma.”(Mevlâna) fehvâsınca– her lahza ayrı bir münasebet bulup O’nunla gönül irtibatımızı sıkı tutarak, sınırlılığımızı aşıp sınırsızlığa yürümemiz, damlayı deryaya döndürüp cüz’de küllün esrarına tâlip olmamız bizim için birer esastır.

Hayatımızı bu esaslar dairesinde sürdürebildiğimiz ölçüde, olmaz gibi görünen şeyler zamanla birer birer aşılır, cüzler küllün aks-i sadâsı ve aynası hâline gelir; yoklar varlık rengine bürünür; reşha kamerin önüne geçer; toprak semalar kadar ulvîleşir ve zerre gibi çok küçük mahiyetler kâinatlar kadar genişler.

HALVET VE CELVET [7]

… derken istidadının nihâî ufkuna, tabir-i diğerle, kemalâtının arşına ulaştığı hissedilince de, celvete yönelir ve insanlardan bir insan olma mülâhazasına bağlılık içinde halka hizmet (24) vermeye çalışır.

“Bize Hak yolunda bir sır, bir yolculuk nasip oldu. Biz, bizsiz olarak neş’elenir ve sevinç duyarız. Öyle ise gelin, hep bizsiz olalım, bizsiz kalalım. Önceleri kapılar yüzümüze kapalıydı; biz bizden kurtulunca, bütün kapılar da açılıverdi.

Biz bu yolda bizsiz olduğumuz için gönüllerimiz huzurla doldu. Bizden gizlenen o Güzeller Güzeli Sevgili bizsiz olarak yüzümüzü okşadı. Biz O’nun uğrunda can verdik; O da bizi bizden kurtardı.” sözleriyle anlatır.

Celvet; sâlikin kendine ait şeylerden sıyrılıp, ilâhî sıfatların bir mazhar-ı tâmmı ve esmâ-i Sübhâniye’nin de bir mir’ât-ı mücellâsı olarak bütün müktesebât ve mevhibeleriyle kendisini hizmete adayıp, hayatını başkalarının ebedî mutluluğuna bağlamanın bir başka unvanıdır.

Diğer bir yaklaşımla celvet, sâlikin halvet veya ona alternatif başka bir yolla kendine ait itibarî değerlerden sıyrıldıktan sonra aklını, mantığını, muhakemesini ve dilini mişkât-ı nübüvvetin ziyası altında insanlığın hizmetine bağlama hamlesidir.

[1] Kalbin Zümrüt Tepeleri  HÜRMET VE HUŞU  (01 Haziran 1994)

[2] Kalbin Zümrüt Tepeleri  ZİKİR (31 Ağustos 1992)

[3] Çağlayan_K.Z.T Aralık 2017_ KENDİ DERİNLİĞİYLE LATÎFE-İ RABBÂNİYE-2

[4] Kalbin Zümrüt Tepeleri  KAST VE AZİM  (31 Aralık 1990)

[5] Kalbin Zümrüt Tepeleri  İRÂDE, MÜRÎD VE MURÂD  (31 Ocak 1991)

[6] Kalbin Zümrüt Tepeleri  SEYRİ SÜLUKTA BİR BAŞKA ÇİZGİ  ()

[7] Kalbin Zümrüt Tepeleri  HALVET VE CELVET (31 Ocak 2000)