TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-7  (7.BÂB) 

GÜNCELLENME TARİHİ: 07 AĞUSTOS 2019

(TEVHİDNÂME-7):

“Allah’ım! Dergâh-ı Ulûhiyetinden bizleri öyle kâmil bir rüşd [7] ile, istikamet [8]  ve muvaffakiyet [9]  ile serfiraz kıl ki, her türlü sürçme ve kaymalara karşı bizleri korusun!”

 

7.BÂBIN DUASI  (YAKARAN GÖNÜLLERDEN…)

Ey sadakat ve doğruluk timsali sıddıkların ve iyilik ve hayra kilitlenmiş birr ü takva erlerinin Rabbi! 

Yâ Men yemlikü havaice’s-sâilîn.. Ey Kendisinden istekte bulunanların hacetlerini verecek kudreti olan,

Yâ Men veffekanî ve hedânî.. Ey beni hidayete erdiren ve muvaffak kılan,

Yâ Men lâ mü’akkibe lihukmih.. Ey verdiği hükmü değiştirecek veya iptal edecek hiç kimse bulunmayan,

Ey sırat-ı müstakîmi, müminler için açık ve geniş bir şehrah olan!

Muhabbet, sevgi, rüşd ve reşâdın müheyyicâtı ile kalblerde ve ruhlarda tasarruf edebilelim. Zâtında muhib ve mahbûb, tâlib ve matlûb sadece Sensin.

Dergâh-ı Ulûhiyetinden bizleri öyle kâmil bir rüşd ile, istikamet ve muvaffakiyet ile serfirâz kıl ki, her türlü sürçme ve kaymalara karşı bizleri korusun ve Sen’den gayrısının irşadından bizi müstağni kılsın; ey Erhamerrâhimîn!.. “Reşîd” ism-i şerifin hürmetine, bizi gözü kapalı, kulağı tıkalı, kalbi perişan o zavallılardan eyleme!..

Ey Yüce Allahımız! Bizim bütün engelleri aşmamıza yardım eden Yüceler Yücesi Senin dergâhına sığınarak bütün inananları rüşde erdirmeni ve olgunlaştırmaını niyaz ediyoruz.

Allahım, bize istikamet-i tâmme ihsan eyle.

Senin dergâhına sığınarak bütün inananları rüşde erdirmeni niyaz ederiz. Allahım, kalblerimizi te’lif buyur ve bizi birlik ve beraberlikten ayırma.

***

TEVHİDNÂME MÜZAKERESİ

KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ PENCERESİNDEN 

 [7] KÂMİL RÜŞD (İSTİKAMET/MUVAFFAKİYET)

 “Rüşd [7] derinlikli hakiki bir Reşîd; dini, düşüncesi, ahlâkı ve tavırları itibarıyla ıstılahî mânâda bir mürşid kabul edilmese de, duyguları-düşünceleri, mütemadi olan istikamet [8] ve sadâkati sayesinde çevresi üzerinde gerçek bir mürşid tesiri gösterir; aldatmayan, yanıltmayan bir rehber vazifesi görür.”

“Esası ve temeli iman olan rüşd [7] , sâlih amelle tabiata mâl edilip içtenleştirilen bir istikamet-i [8]tâmme  tavrı; cismaniyetten ve hayvaniyetten sıyrılarak kalbî ve ruhî hayat ufkuna yönelmenin de unvanı olagelmiştir.”

Bu mânânın kahramanı Reşîd [7], bir taraftan en küçük hayalî ve tasavvurî inhiraf ve bulantı karşısında hemen istiğfara ve -tabiî derecesine göre- tevbe, inâbe ve evbe arınma kurnalarına koşarak levsiyât-ı hayaliye ve tasavvuriyeden aklanıp paklanmaya çalışır..”

“yürür doygunluğa ermiş vicdan mekanizmasıyla sefeh orduları üzerine ve zaferle şahlanır daha ötelere ilâhî teveccüh ganimetiyle.”

Verdiğini verir, aldığını alır ama girmez zafer ve gına sağanağıyla [9] şımarıklığa; girmez ve hep hamd ü senâlar ile gürler,mahviyet ve tevazu ile iki büklüm olur; olur da “Değildir bu bana lâyık bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?!.” (M. Lütfî) der, nefsini cümleden ednâ görerek bu mazhariyetlerin istidraç olabileceği endişesiyle tir tir titrer..” ve huzur-ı sultanîde bulunuyor olma mülahazasıyla da hep ciddi bir edep tavrı içinde bulunur; bulunur ve yakışıksız tavır ve davranışlara düşmemeye gayret eder..

Bunlar gerçekleştiği ölçüde mânâ ve marifet yolcusu zılliyetlerden sıyrılarak hep O’nu hatırlatıp düşündüren bir ayna hâlini alır.

“Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak, -ve in lem nekün ehlen- bizleri böyle bir Rüşd [7] ile serfirâz kılsın!.. 

[RÜŞD – Çağlayan Kalbin Z. T. Temmuz 2017]

***

[8] İSTİKAMET

“Âbidin değişik seviyelerdeki ibadeti zühdle taçlandırıldığında aşk-ı rabbânî istikameti [8] nde önemli bir adım atılmış olur. Zühd, dünyadan el-etek çekmek ise, zâhid, kendi ile Mahbûb-u Hakîkî mabeynindeki bir kısım engelleri ubûdiyet ve ubûdetle aşmış olur. Bu engeller aşılmadan Hakk’a aşk ufku ya hiç duyulup sezilmez veya sisli-dumanlı görülür. Zira dünya ve mâsivâ, insanın nefsine bakan yönüyle Hak aşkına karşı ciddi bir mâni sayılır.”

Rüşd [7] derinlikli hakiki bir reşîd; dini, düşüncesi, ahlâkı ve tavırları itibarıyla ıstılahî mânâda bir mürşid kabul edilmese de, duyguları-düşünceleri, mütemadi olan istikamet ve sadâkati sayesinde çevresi üzerinde gerçek bir mürşid tesiri gösterir; aldatmayan, yanıltmayan bir rehber vazifesi görür.

[ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (3) – Çağlayan Kalbin Z. T. Nisan 2018]

…  

 “Hatanın seviyesi ne olursa olsun, tevbe ederken, yeni günah tasavvurlarına karşı pişmanlık ve tiksinti ile inlemeyen, her şeye rağmen bir kere daha istikamet çizgisi [8] nin altına düşebileceği endişesiyle ürpermeyen,

Hak’tan uzak kalmanın sonucu olarak, içine düştüğü yanlışlık ve inhiraflardan kurtulmak için Hakk’a kulluğa, kullukta samimiyete sığınmayan, tevbe adına yalan söylemiş sayılır…

[TEVBE,İNABE VE  EVBE –  Kalbin Zümrüt. Tepeleri. 31 Aralık 1991]

“İbnü’l-vakit olma, sâlikin, yaşadığı anın gereklerini çok iyi düşünerek, faaliyetlerini Allah nezdinde en evlâ ve en faydalı sayılan işlerden başlamak suretiyle, en küçük bir zaman parçasına pek çok iş sıkıştırarak, Hakk’ın bahşettiği imkânları, ilâhî mevhibeler adına yedi veren, yetmiş veren, yedi yüz veren.. tohumlar gibi değerlendirmeye çalışmasıdır ki;

bu bir mânâda ilâhî vâridât ve işaretlerin geldiği kaynağa yönelme ve istikamet [8] (9) le aktif beklemeye geçerek Hakk’a tahsis-i nazar edip, iradesini Hazreti Murad’ın iradesine bağlamak suretiyle vaktin ve hâlin bulunmadığı noktaları kollama demektir.

[VAKT –  Kalbin Zümrüt. Tepeleri. 31 Temmuz 1996]

***

[9] MUVAFFAKİYET

 “Hataları itiraf edip pişmanlıkla kıvranmak, fevt edilen sorumlulukları yerine getirerek, yeniden toparlanıp Cenâb-ı Hakk’a yönelmek şeklinde ilk küçük yorumları ile tanıyacağımız tevbe; hakikat ehlince, duyguda, düşüncede, tasavvur ve davranışlarda Zât-ı Ulûhiyet’e karşı içine düşülen muhâlefetten kurtulup, O’nun emirleri ve yasakları zâviyesinden, yeniden O’nunla muvâfakat [9]ve mutâbakata ulaşma gayreti dir.”

“Tevbe, sırf bir şeyin vicdanda kerih görülmesinden dolayı, o şeye karşı tiksinti duyulması, terk edilmesi değildir. O, Allah’ın sevmediği, istemediği şeylerden -aklın zâhirî nazarında güzel görünse, yararlı olsa da- uzaklaşıp Hakk’a rücû etmektir.

[TEVBE,İNABE VE  EVBE –  Kalbin Zümrüt. Tepeleri. 31 Aralık 1991]

“Bir diğer mânâda Halil, dostunun esrar atmosferine giren ve onun muhabbetini kalbinin bütün derinliklerinde hisseden tam bir enîs ve vefalı bir elîf demektir.

Hiç kuşkusuz bu ölçüde bir vefa ve sadakate çok az insan muvaffak [9] olmuştur. Şüphesiz bunların başında da, taayyündeki hususiyeti ve durduğu noktada başında bulunduğu kaynak itibarıyla Hz. İbrahim gelir. Halilü’r-Rahmân, hullet unvan-ı celîlini, işte o fevkalâde sadakati “Ve o çok vefalı İbrahim.” ile müseccel vefası, emre itaatteki inceliği kavrama hassasiyeti, her platformda gürül gürül hakka daveti ve tevhidi haykırması, kalbinin yanında aklını, mantığını, muhakemesini bu çağrının emrine vermesi,başına gelen onca devâhîyi tevekkül, teslimiyet ve tefviz üstü bir ruh hâletiyle karşılaması; evet o, mütemerritlerden mütemerrit muhatapları karşısında hakkı ilan ederken, bütün kalbiyle onların umum zâhir ve bâtın hislerine seslenmesi; gülerek nâr-ı nemrud’a yürümesi; tenezzühe çıkıyor gibi yurdundan-yuvasından ayrılıp yâd ellere düşmesi;

Rabbi emrettiği için sevgili eşini insiz-cinsiz bir vadiye bırakması

“ Müslümanlar nezdinde hep bir yâd-ı cemîl olarak anılması ve arkadan gelenler arasında da dualarla yâd edilmesi bakımından hulletin en parlak simasıdır.”

Ne var ki O, yürüdüğü bu yolu kendi vilâyetinin gölgesinde, arkasından gidenlere hep açık tutar; maiyyete terettüp eden lütuflardan herkesin istifade etmesi için de –kaynağı Hak’tan– her zaman cömert davranır.

[HULLET –  Kalbin Zümrüt. Tepeleri. 31 Aralık 1991]

***

TEVHİDNÂME -BAŞYAZI MÜZAKERESİ

SIZINTI-ÇAĞLAYAN BAŞYAZILARI PENCERESİNDEN  

 KÂMİL RÜŞD /İSTİKAMET/MUVAFFAKİYET

Bu Kafdağı’ndan ağır vazifeyi kim yüklenecek; yuva mı, cemiyet mi, maarif mi? Hâlihazırdaki durumu itibarıyla bu müesseselerden hiçbiri, bu işin üstesinden geleceğe benzemez. Ne var ki, çok çetin de olsa, belli kadroların bu istikamette harekete geçirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır. Şayet insanımıza, içinde yaşadığı şartlar muvacehesinde ve ruhuna uygun bir dünya kurma imkânını hazırlamazsak, bu onun tükenişi olacaktır.

Buna karşılık hâlihazırdaki şartlar ve yetiştirici müesseselerin işleyişi, hiç de ümit verici değildir. Ne asırlardan beri kayalara çarpa çarpa parçalanmış ve kırık dökük bir tekne hâline gelmiş maarif sefinemiz, –hele öğretme disiplin ve otoritesi sarsılmış olursa– ne bir aşhane ve yatakhaneden farkı olmayan yuvalarımız, ne de bin bir kargaşanın kol gezdiği içtimaîmiz, neslin beklediği hava ve iklimi getirecek hüviyette değildir.

Onda yeni bir ilim anlayışının, bir ahlakî iradenin; fevkalade bir iç müşâhede ve hâdiselere nüfuzun; bir Hak eri olma ve rabbanîliğin geliştirilmesi yegâne çıkar yoldur. Evet, onun düşüncede tevhide; hayatta istikamete; sanatta tecride, tek kelime ile destanlarımızla solukladığımız sese ve nefese ulaştırılması tek yol ve tek yön hâline gelmelidir.

[NESLİN BEKLEDİĞİ KURTARICI EL _Sızıntı 31 Aralık 1979  Başyazısından]

Öyle ise, ey ebet yolunun yolcuları! Nâmütenahi bir zaman içinde beraber olacağınız kimselere karşı, davranışlarınızı ayarlarken, dünya ile biten kin ve nefretlere, hodgâmlık ve hasetlere göre değil; buradan intikâlle başlayan ebedî âleme göre ayarlayınız! Ayarlayınız da, şu dirilişimizi yozlaştırmayınız! Ve kat’iyyen biliniz ki, bu büyük kavgada mücadelenizin hakiki hedefini tayin etmedikçe, gerçek hasımlarınızın elinde oyuncak olmadan kurtulamayacak ve muvaffakiyet ümit ettiğiniz her yerde hüsrâna maruz kalacaksınız…!

Öyle ise gelin! Gören, Bilen ve Nigehbân olanın huzurunda ahd u peymanda bulunalım! Millet ve mâzî düşmanlığı ölsün, bizler, o mezarın başında ister imam olalım, ister mezarcı… Bu kasvetli bulutlar gitsin, bir güneş doğsun, ister sultan olalım, ister dilenci..!

[DÜNDEN BUGÜNE _ Sızıntı 01 Mart 1979 Başyazısından]