TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-4  (4.BÂB) 

GÜNCELLENME TARİHİ: 01 AĞUSTOS 2019

 (TEVHİDNÂME-4):

“Allah’ım! Din-i Mübîn-i “İslâm”ı, Sen’in râzı olacağın şekilde yaşamayı [4] bizlere öyle müyesser kıl ki, başkalarının bu konuda bizden hoşnut olmaları endişesinden bizleri müstağnî kılsın!”

 

4.BÂBIN DUASI  (YAKARAN GÖNÜLLERDEN…)

Yâ Enîse’l-mürîdîn.. Ey rızasını kazanmak ve kendisine ulaşmak isteyenlere ünsiyet ve huzur veren,

Ey af ve rızâ sahibi

Ey iman eden kullarının sadr u sinelerini İslâm’ın güzelliklerine açan!

Bizi İslâm ile azîz, iman ile kerîm ve Nebîsi ile muhterem kılan; bizleri O’nunla dalâletten hidayete çıkaran, dağınıklıktan kurtaran, kalblerimizi te’lif buyuran, düşmanlık besleyenlere karşı bize yardım eden, beldelere hâkim eyleyen ve bizi birbirimizi seven kardeşler hâline getiren Allah’a hamd olsun.

Allahım!

Kalblerimizi ve bütün kullarının kalblerini imana, İslâm’a ve Kur’ân yolunda hizmete tevcîh buyur.

***

TEVHİDNÂME MÜZAKERESİ

KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ PENCERESİNDEN 

 [4] İSLÂMI YAŞAMA

“O’nun (aleyhissalâtü vesselâm) yolu buydu ve hedefi de O’ydu; O’ndan sonra da O’nun o nurefşân güzergâhında yürümek isteyenler hep o ufku hedefledikleri takdirde naz u şatahat vadilerine sapmayacak, kurbet ve maiyyetlerini gurbet ve yalnızlığa çevirmeyeceklerdir. Sürekli iman, islâm[4]deyip soluklanacak, ihlâsla kanatlanıp marifetle derinleşecek, ihsan ruhuyla geceleyip gündüzleyecek, rıza hisleriyle köpürüp iştiyak-ı likâullah hülyalarıyla öteler ötesi ufuklara doğru kanat çırpacak ve “Daha yok mu?” diyerek hep soluk soluğa yaşayacaklardır.

Cenâb-ı Hak, bu çok zevkli, varidâtı nâmütenâhî, ahsen-i takvîme mazhariyetin gereği olan güzergâh-ı enbiyaya bizleri hidayet buyurup onda sabit-kadem eylesin!..”

[ÜNS MÜLAHAZASINA İCMÂLÎ BİR BAKIŞ– Çağlayan Kalbin Z. T. Ağustos 2017]

***

“Hakîkî şükür, nimetin tam bilinmesiyle gerçekleşir; zira nimetin kaynağı ve onu verenin takdir edilmesi, büyük ölçüde nimetin bilinmesine bağlıdır.

Nimetin bilinmesinden kabûlüne, ondan da Cenâb-ı Hakk’a yönelmeye uzanan çizgide iman ve İslâm’ın Hazırlayıcılığı[4], Kur’ân’ın belirleyiciliği üzerinde her zaman durulabilir.

Evet, Allah’ın üzerimizde olan lütufları imanın ışığı altında ve İslâm‘ın5 emirlerini yaşarken daha bir belirginleşir, netleşir, duyulur-hissedilir hâle gelir ve Allah tarafından aczimize, fakrımıza merhameten ve ihtiyaçlarımıza binâen, hem de karşılıksız olarak verildiği görülür ki;

bu da, o ihsan ve lütufları bahşeden Zât’a karşı bizde senâ hislerini coşturur; coşturur ve “Şimdi gel Rabbinin nimetini anlat da anlat!” gerçeğine uyanarak, emrolunduğumuz minnet ve şükran vazifesini rûhumuzun derinliklerinden fışkıran bir heyecanla yerine getiririz..”

[ŞÜKÜR – Kalbin Zümrüt Tepeleri 30 Nisan 1994]

***

Din-i Mübîn-i İslâm’ı[4], kalbî ve ruhî hayat seviyesinde temsil edenlerin edebi ki, nefsin riyazâtla, duyguların muhabbet ve mehâfetle yoğrulması  ve kılı kırk yararcasına şer’î hudutlara riayetten ibaret olan şer’î edep….

[EDEP– Kalbin Zümrüt Tepeleri 31 Ocak 1995]

Evet, şeytanın dürtüleriyle nefis ve heva bu tür argümanları kullanarak pek çok şuur-zedeyi, mesâvî-i ahlak diyeceğimiz levsiyat içine çekti – Hayvan gibi, hatta ondan daha sapkın” (A’raf sûresi, 7/179; Furkan sûresi, 25/44) derekesine düşürdü ve öteleri kaybettirmenin yanında dünyevî itibar ve şereflerini de pâyimâl eyledi. İmanını islâmla [4], islâmiyetini ihsan şuuruyla ve bütün bunları marifet, muhabbet ve aşk u iştiyak-ı likaullah ile derinleştirememiş kimseler için böyle bir sû-i akıbet kaçınılmaz gibidir.

Böyle bir akıbete maruz kalmamak, nefis ve heva girdabına kapılmamak için mü’min sürekli Allah’a sığınmalı, O’nun hikmetine râm olmalı, sabah-akşam dua, niyaz ve tazarru ile O’nun kapısının eşiğine baş koymalı ve peygamberler güzergâhından ayrılmamaya çalışmalıdır.

[FARKLI MERTEBELERİYLE NEFİS (2) _ Çağlayan Kalbin Z.T  Hazıran  2018]

Bir kere daha hatırlatmalıyız ki, İslâm ahlâkının[4] temel kaynağı başta Kur’ân ve Sünnet-i Sahiha olmak üzere, ilahî vahiy ve onun en doğru, aldatmayan temsilcileri olan nebiler kervanıdır. Analar anası Hazreti Aişe-i Sıddîka’ya (radıyallahu anha) Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahlâk-ı âliyeleri sorulunca, mualla validemizin: كَانَ خُلُقُهُ الْقُرْآنَ “O’nun ahlakı Kur’ân’dı”[1] şeklindeki ifadesi bu hususu teyit eden çok önemli bir beyandır. Bu itibarla da bizim ahlâkiyatçılarımız, İslâm ahlâkının kaynağının; Kur’ân, Sünnet ve bu iki ilahî kaynağın mübarek temsilcisi Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm olduğunda hep görüş birliği içinde bulunmuşlardır. Daha sonraları ise, Sahabe-i Kiram o müstesna konumlarıyla, tâbiîn-i izâm o keskin nazarlarıyla, fukaha, mütefekkirîn ve mutasavvıfîn o fâik anlayışları ve kalb-kafa mirsadlarıyla zamanın tefsir, te’vil ve yorumlarını da hesaba katarak konuyu kendine has evrenselliği ile ortaya koymuş ve nesl-i âtiye emanet etmişlerdir.

[DAR AÇIDAN AHLAK (1) _ Çağlayan Kalbin Z.T Nisan  2017]

***

TEVHİDNÂME -BAŞYAZI MÜZAKERESİ

SIZINTI-ÇAĞLAYAN BAŞYAZILARI PENCERESİNDEN  

Hizmet erleri ise, bunlara karşı, Hazreti Eyyûb sekine ve temkiniyle, “Allah verdi, Allah aldı!” deyip farklı güzergahlarda yollarına devam edeceklerdir ve ediyorlar da!.. Zira onlar, bu türden şeylerle karşılaşacaklarını bilerek bu yolu seçmişlerdi. Biliyorlardı ki, şeytan ve nefs-i emmâre dürtülerine açık tezkiyesiz ruhlar, dün olduğu gibi bugün de tahribatlarına devam edecek.. insanî ve İslâmî [4] değerleri ihya etmek isteyen diriliş erleriyle uğraşacak.. ve onların bin bir sancıyla ortaya koydukları en müspet ve olumlu şeyleri yıkmaya çalışacaklar.. dahası, farkına varmadan şeytan ve avenesinin bu gayretlerine şuursuzca yüzler-binler iştirak edecek.. Firavunlarla kirlenen tarihin mülevves sayfalarına kara kara sayfalar ilave edilecek ve tarihî tekerrür devr-i daimi bir kez daha kan olup irin olup sinelere akacak…

[HAKK’A ADANMIŞ RUHLAR_Çağlayan Dergisi Ağustos 2017  Başyazısından]