TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-4

10-12.Bâb

10 – Allah’ım!

Dergâh-ı izzetinden bizleri öyle bir müjde (13) ile sevindir ki, Sen’den gayrı bütün mâsivadan gelebilecek müjdeler onun yanında gölgede kalsın!

 

(13) MÜJDE

 GURBET [1]

“İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi), günü gelince yine o gurbete avdet edecektir. Herkesin bozgunculuk yaptığı dönemde, îmar ve ıslah hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler olsun.!”

SEFER [2]

Bu mansıbın kahramanları bazen, zâhir hâlleri itibarıyla garîb görünürler. Ama, ilâhî maiyyete mazhariyetlerinin şuurunda olduklarından,

ömürlerini hep “Gariplere müjdeler olsun!” “ünsbahş” atmosferinde geçirir.. sürekli ötelerin esintilerini duyar.. ve iki âlemi birden yaşarlar.

… 

HÜZÜN[3]

Evet, derecesine göre her kâmil mü’min, dört bir yanda Rûh-i Revân-ı Muhammedî şehbâl açacağı, yeryüzünde ehl-i İslâm’ın âh ü efgânı dineceği, Kur’ân’ın canlara can olacağı ve fert plânında herkesin kabir çukurunu güvenle geçeceği, bir bir berzah gâilelerini atlatacağı, hesaba, mîzana takılmadan revh u reyhâna ve meydan-ı tayerân-ı ervâha uçacağı “ân”a kadar da onunla oturup kalkacak, ona bağlı zaman atkıları üzerinde hayatını bir gergef gibi işleyecek, ona neşe ve sevinçle köpüren dakikaları arasında dahi yer verecek, hâsılı onu, yemeklerin tuzu gibi hayatın bütün sâniye, sâlise ve âşirelerinde duyacak, hissedecek ve bu mukaddes burukluğu tâ;

“Bizden tasayı, kederi gideren Allah‘a hamdolsun; doğrusu Rabbimiz çok bağışlayıcı ve lütufkârdır.”[1] müjde buudlu hakikatinin tülleneceği ufka kadar devam ettirecektir.

***

 

11 – Allah’ım!

Bizleri en kısa zamanda hastalıklardan öyle bir şifa, sıhhat ve âfiyet (14) ile serfiraz kıl ki, başkalarının tedavi, mualece ve çarelerinden bizleri müstağnî kılacak ölçüde olsun!

 

(14) ŞİFA, SIHHAT VE ÂFİYET :

KALB [4]

Bakın, cesette bir çiğnem et vardır ki, o sıhhatli(14) olunca bütün ceset de sağlam olur; o fesada yüz tutunca da bütün ceset bozulur gider. Dikkat! İşte o kalbdir.”[2] buyurarak kalbin insan bedenindeki yer ve önemine dikkatleri çekmiştir.

Kalb, düşünce sıhhati(14), tasavvur sıhhati(14) ve ruh sıhhati, hatta beden sıhhati için âdeta bir kale gibidir. İnsanın maddî, mânevî duyguları bu kaleye sığınır ve korunmuş olurlar. Bu açıdan insan için bu kadar önemli olan kalbin de karantinaya ve gözetilmeye ihtiyacı vardır.

Zira o, yaralanınca tedavisi çok güç ve ölünce de hayata döndürülmesi çok zor bir lâtîfedir.

***

 

12 – Allah’ım!

Bizleri; Sana güven ve itimad yolunda kalben her türlü beşerî güç ve kuvvetten teberrî edip her şeyi yegâne Kudret Sahibi olan San’a havale etme, başka güç kaynakları mülahazasından bütün bütün sıyrılma, sıyrılıp da eşyanın perde arkasına (kalbî ve ruhî hayata) uyanma, sebeplere tevessül ile beraber onlara tesir-i hakiki vermeme ve vicdanen itimâd-ı tâmma ulaşmanın ünvanı olan “teslim(15) pâyesiyle şereflendir. Sadece aklı, mantığı ve inançlarıyla değil, bütün zâhir ve bâtın duygularıyla Sen’in emir ve iş’ârlarında erimiş, Sana mir’ât-ı mücellâ haline gelmiş huzur erlerinin ihraz ettiği mertebe olan “tefviz(15) mertebesiyle bizleri onurlandır. Ve bu doygunluğun süreklilik halini arz eden, hâslar üstü hâslara mahsus “sika(15) makamıyla bizleri serfiraz eyle. Öyle ki ihtiyaçlarımızı giderme ve dertlerimize çâre olma adına Sen’den gayrısının kapısında dilencilik yapmaktan bizleri müstağnî kılacak keyfiyette olsun!!

 

(15)  TESLİM, TEFVİZ VE SİKA :

ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1) [5]

“Diğer bir yaklaşımla ibadet, henüz irfan şahikasına yükselememiş, taklit patikasında düşe-kalka yürüyenlerce dünyevî-uhrevî ücret beklemeye bağlı bir amel; evliya, asfiya için müşahede ve mükaşefeye açık bir yol; akrabü’l-mukarrabîn ufkunda ise “hakka’l-yakîn” zirvesinde rü’yet ve rıdvan aşk u iştiyakıyla “Hakikatü’l-hakaik”ı en kâmil mertebede bilme ve bende olma miracıdır. Birincilere âbid, ikincilere bir ölçüde zâhid, üçüncülere de âşık denegelmiştir. Ayrı bir yaklaşım şekliyle, birinciler nim tevekkül ve teslim (15)  erbâbı; ikinciler bunların ötesinde tefviz (15) âbideleri; üçüncüler ise birer sika (15)  kahramanı kabul edilegelmiştir. Yukarıda geçen bir manada birincilere hitap, ikincilere tembih, ise üçüncülere hem irşad hem de ikaz mahiyetindedir.”

***

ÜNS MÜLAHAZASINA İCMÂLÎ BİR BAKIŞ [6]

Üns, Zât-ı Rubûbiyet’e bakan yanıyla, vâhidî ve cemâlî bir teveccüh sayıldığı gibi, “heybet” de ehadî ve celâlî bir tecellînin tezahürü olarak görülmüştür. Bu itibarla, üns mazhariyeti, tevekkül, teslim (15), tefvîz(15)ve huzur(15)  edalıdır. Bu ufka eren/erdirilen ârif-i billâh, “Yâr” der, ağyar endişesinden sıyrılır, yalnızlığı aşar ve O’na enîs ü celîs olma zevk-i ruhanîsiyle, “Daha.. daha!..”lar mülahazasına dalarak öyle bir ledünnî huzura erer ki, gözünde ve gönlünde bütün dünya ve mâfîhâ silinir gider. O sürekli, Niyazî-i Mısrî gibi, “Ben taşrada arar iken, O can içinde can imiş.” ihtisaslarıyla duyulmazları duyar, basiretiyle görülmezleri görür ve tefvîz yamaçlarında, “sika (15)  zirvelerinde devamlı itmi’nan soluklamaya durur.

***

TEVEKKÜL, TESLİM, TEFVÎZ VE SİKA [7]

Allah’a güven ve itimat ile başlayıp, kalben beşerî güç ve kuvvetten teberri kuşağında sürdürülen ve neticede her şeyi Kudreti Sonsuz’a havale edip vicdânen itimad-ı tâmmeye ulaşma ile sona eren âlem-i emre ait ahvâl veya rûhanî seyrin mebdeine “tevekkül”, iki adım ötesine “teslim“, bir tur ilerisine “tefviz” ve müntehâsına da “sika” denir.

Hayatını kalb ve ruhun yamaçlarında sürdürenler ise bundan, kendi havl ve kuvvetlerinden teberri ile Allah’ın havl ve kuvvetine teslim olup, gassâlin elindeki meyyit hâline gelmeyi anlarlar ki

Gerçek mü’minler iseniz Allah’a itimad-ı tâm içinde bulunun!” fermanı bunu ihtar eder.

Tefviz en yüksek mertebe, sika en âlî makamdır. Bu mertebeyi tutan ve bu makamın hakkını veren, sadece aklıyla, mantığıyla, inançlarıyla değil, bütün zâhir ve bâtın duygularıyla Hakk’ın emir ve iş’ârlarında erir ve O’na bir mir’ât-ı mücellâ olur ki, mertebeler üstü bu mertebenin kendine göre bir kısım emâreleri de vardır:

  1. Tedbiri takdir içinde görüp sükûnet bulmak,
  2. İradesini gerçek iradenin gölgesi bilip asla yönelmek,
  3. Kahrı, lütfu aynı görüp bütün benliğiyle kazaya rızâ göstermek..

Hak şerleri hayreyler,….Sen sanma ki gayreyler,…Ârif ânı seyr eyler…Mevlâ görelim neyler,…Neylerse güzel eyler…Sen Hakk’a tevekkül ol,…Tefviz et ve rahat bul,…Sabreyle ve râzı ol…Mevlâ görelim neyler,…Neylerse güzel eyler.”

***

RIZA [8]

 

Daha önce de ifade edildiği gibi, rıza, hakikati itibarıyla ilâhî bir armağan, sebepleri itibarıyla da insan iradesiyle alâkalı bir mazhariyettir. İnsan ancak, imanının derinliği, amelinin ciddiyeti ve ihsan şuurunun enginliğiyle tevekkül, teslim, tefvîz fasıllarından geçerek rıza ufkuna ulaşabilir.

***

RUH VE ÖTESİ (4) [9]

Güzel görme, güzel düşünme, müstakim itikat, sürekli ibadet ü taat, her zaman tazarru ve niyaz, her vakit istiğfar; nefsanî levsiyattan arınmanın, ruhu besleyip güçlendirmenin ve nefsi teslime mecbur etmenin en emin yoludur ve ihlâsla bu yolda yürüyenlerin yolda kaldıkları da hiç görülmemiştir; yolda kalmak bir yana, bu yolda sık sık konumunu gözden geçirip, abd-Mâbud münasebeti çerçevesinde duruşunu ayarlayanlar hep “a’lâ-i illiyyîn”e yürümüşlerdir ki bunlara “ervâh-ı nuraniyeashabı denmiştir.

***

[1] Kalbin Zümrüt Tepeleri  GURBET (31 Mart 1996)

[2] Kalbin Zümrüt Tepeleri  SEFER (31 Ekim 1999)

[3] Kalbin Zümrüt Tepeleri  HÜZÜN (31 Ekim 1999)

[4] Kalbin Zümrüt Tepeleri  KALB (31 Mart 1991)

[5] Çağlayan_K.Z.T Şubat 2018_ ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1)

[6] Çağlayan_K.Z.T Ağustos 2017_ ÜNS MÜLAHAZASINA İCMÂLÎ BİR BAKIŞ

[7] Kalbin Zümrüt Tepeleri  TEVEKKÜL, TESLİM, TEFVÎZ VE SİKA (30 Eylül 1993)

[8] Kalbin Zümrüt Tepeleri  RIZA (30 Temmuz 1994)

[9] Kalbin Zümrüt Tepeleri  RUH VE ÖTESİ (4) (31 Ocak 2003)