TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-3

7-9.Bâb

_________________________________________________________________

7 – “Allah’ım!

Dergâh-ı Ulûhiyetinden bizleri öyle kâmil bir rüşd (8)  ile, istikamet (9)  ve muvaffakiyet (10)  ile serfiraz kıl ki, her türlü sürçme ve kaymalara karşı bizleri korusun!”

 ________________________________________________________________

(8) KÂMİL RÜŞD (İSTİKAMET/MUVAFFAKİYET)

 RÜŞD  [1]

 “Rüşd (8) derinlikli hakiki bir Reşîd; dini, düşüncesi, ahlâkı ve tavırları itibarıyla ıstılahî mânâda bir mürşid kabul edilmese de,

duyguları-düşünceleri, mütemadi olan istikamet (9) ve sadâkati sayesinde çevresi üzerinde gerçek bir mürşid tesiri gösterir; aldatmayan, yanıltmayan bir rehber vazifesi görür.”

“Esası ve temeli iman olan rüşd (8), sâlih amelle tabiata mâl edilip içtenleştirilen bir istikamet-i tâmme (9) tavrı; cismaniyetten ve hayvaniyetten sıyrılarak kalbî ve ruhî hayat ufkuna yönelmenin de unvanı olagelmiştir.”

Bu mânânın kahramanı Reşîd (8), bir taraftan en küçük hayalî ve tasavvurî inhiraf ve bulantı karşısında hemen istiğfara ve -tabiî derecesine göre- tevbe, inâbe ve evbe arınma kurnalarına koşarak levsiyât-ı hayaliye ve tasavvuriyeden aklanıp paklanmaya çalışır..”

“yürür doygunluğa ermiş vicdan mekanizmasıyla sefeh orduları üzerine ve zaferle şahlanır daha ötelere ilâhî teveccüh ganimetiyle.”

Verdiğini verir, aldığını alır ama girmez zafer ve gına sağanağıyla (10) şımarıklığa; girmez ve hep hamd ü senâlar ile gürler,mahviyet ve tevazu ile iki büklüm olur;

olur da “Değildir bu bana lâyık bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?!.” (M. Lütfî) der, nefsini cümleden ednâ görerek bu mazhariyetlerin istidraç olabileceği endişesiyle tir tir titrer..”

ve huzur-ı sultanîde bulunuyor olma mülahazasıyla da hep ciddi bir edep tavrı içinde bulunur; bulunur

ve yakışıksız tavır ve davranışlara düşmemeye gayret eder..

Bunlar gerçekleştiği ölçüde mânâ ve marifet yolcusu zılliyetlerden sıyrılarak hep O’nu hatırlatıp düşündüren bir ayna hâlini alır.

“Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak, -ve in lem nekün ehlen- bizleri böyle bir Rüşd (8) ile serfirâz kılsın!.. (…amin)

 

***

(9) İSTİKAMET

 ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (3) [2]

Âbidin değişik seviyelerdeki ibadeti zühdle taçlandırıldığında aşk-ı rabbânî istikameti (9) nde önemli bir adım atılmış olur. Zühd, dünyadan el-etek çekmek ise, zâhid, kendi ile Mahbûb-u Hakîkî mabeynindeki bir kısım engelleri ubûdiyet ve ubûdetle aşmış olur. Bu engeller aşılmadan Hakk’a aşk ufku ya hiç duyulup sezilmez veya sisli-dumanlı görülür. Zira dünya ve mâsivâ, insanın nefsine bakan yönüyle Hak aşkına karşı ciddi bir mâni sayılır.”

Rüşd derinlikli hakiki bir reşîd; dini, düşüncesi, ahlâkı ve tavırları itibarıyla ıstılahî mânâda bir mürşid kabul edilmese de, duyguları-düşünceleri, mütemadi olan istikamet ve sadâkati sayesinde çevresi üzerinde gerçek bir mürşid tesiri gösterir; aldatmayan, yanıltmayan bir rehber vazifesi görür.

*** 

TEVBE,İNABE VE  EVBE  [3]

“Hatanın seviyesi ne olursa olsun, tevbe ederken, yeni günah tasavvurlarına karşı pişmanlık ve tiksinti ile inlemeyen, her şeye rağmen bir kere daha istikamet çizgisi (9) nin altına düşebileceği endişesiyle ürpermeyen,

Hak’tan uzak kalmanın sonucu olarak, içine düştüğü yanlışlık ve inhiraflardan kurtulmak için Hakk’a kulluğa, kullukta samimiyete sığınmayan, tevbe adına yalan söylemiş sayılır…

***

VAKT [4]

İbnü’l-vakit olma, sâlikin, yaşadığı anın gereklerini çok iyi düşünerek, faaliyetlerini Allah nezdinde en evlâ ve en faydalı sayılan işlerden başlamak suretiyle, en küçük bir zaman parçasına pek çok iş sıkıştırarak, Hakk’ın bahşettiği imkânları, ilâhî mevhibeler adına yedi veren, yetmiş veren, yedi yüz veren.. tohumlar gibi değerlendirmeye çalışmasıdır ki;

bu bir mânâda ilâhî vâridât ve işaretlerin geldiği kaynağa yönelme ve istikamet (9) le aktif beklemeye geçerek Hakk’a tahsis-i nazar edip, iradesini Hazreti Murad’ın iradesine bağlamak suretiyle vaktin ve hâlin bulunmadığı noktaları kollama demektir.

***

(10) MUVAFFAKİYET

TEVBE,İNABE VE  EVBE  [5]

“Hataları itiraf edip pişmanlıkla kıvranmak, fevt edilen sorumlulukları yerine getirerek, yeniden toparlanıp Cenâb-ı Hakk’a yönelmek şeklinde ilk küçük yorumları ile tanıyacağımız tevbe; hakikat ehlince, duyguda, düşüncede, tasavvur ve davranışlarda Zât-ı Ulûhiyet’e karşı içine düşülen muhâlefetten kurtulup, O’nun emirleri ve yasakları zâviyesinden, yeniden O’nunla muvâfakat ve mutâbakata ulaşma gayreti dir.”

Tevbe, sırf bir şeyin vicdanda kerih görülmesinden dolayı, o şeye karşı tiksinti duyulması, terk edilmesi değildir. O, Allah’ın sevmediği, istemediği şeylerden -aklın zâhirî nazarında güzel görünse, yararlı olsa da- uzaklaşıp Hakk’a rücû etmektir.

HULLET  [6]

“Bir diğer mânâda Halil, dostunun esrar atmosferine giren ve onun muhabbetini kalbinin bütün derinliklerinde hisseden tam bir enîs ve vefalı bir elîf demektir.

Hiç kuşkusuz bu ölçüde bir vefa ve sadakate çok az insan muvaffak (10) olmuştur. Şüphesiz bunların başında da, taayyündeki hususiyeti ve durduğu noktada başında bulunduğu kaynak itibarıyla Hz. İbrahim gelir. Halilü’r-Rahmân, hullet unvan-ı celîlini, işte o fevkalâde sadakatiVe o çok vefalı İbrahim.” ile müseccel vefası, emre itaatteki inceliği kavrama hassasiyeti, her platformda gürül gürül hakka daveti ve tevhidi haykırması, kalbinin yanında aklını, mantığını, muhakemesini bu çağrının emrine vermesi,başına gelen onca devâhîyi tevekkül, teslimiyet ve tefviz üstü bir ruh hâletiyle karşılaması; evet o, mütemerritlerden mütemerrit muhatapları karşısında hakkı ilan ederken, bütün kalbiyle onların umum zâhir ve bâtın hislerine seslenmesi; gülerek nâr-ı nemrud’a yürümesi; tenezzühe çıkıyor gibi yurdundan-yuvasından ayrılıp yâd ellere düşmesi;

Rabbi emrettiği için sevgili eşini insiz-cinsiz bir vadiye bırakması

….

“ Müslümanlar nezdinde hep bir yâd-ı cemîl olarak anılması ve arkadan gelenler arasında da dualarla yâd edilmesi bakımından hulletin en parlak simasıdır.”

Ne var ki O, yürüdüğü bu yolu kendi vilâyetinin gölgesinde, arkasından gidenlere hep açık tutar; maiyyete terettüp eden lütuflardan herkesin istifade etmesi için de –kaynağı Hak’tan– her zaman cömert davranır.

 

________________________________________________________________

8 – “Allah’ım!

Fâniyât u zâilâtın, fâni olan ve zevâle mahkum bulunan varlıkların bütününden sıyanet buyuracak bir rıza (11)  ile bizleri serfiraz eyle!”

 ________________________________________________________________

 

(11) RIZA

ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1) [7]

“Bunun tamamiyetine gelince o, Cenab-ı Hakk’a karşı tezellül ile tam bir kulluk tavrı içinde bulunma, emredilen şeyleri ihlâs ruhu ve rıza emeliyle (11) yerine getirme, bütün bu hususlarla beraber gözü hep ubudiyet ötesi ubûdet ufuklarında bulundurma, duyup hissettiklerini duyurmaya kalkmama, Hakk’ın teveccühünü bütün teveccüh ve takdirlerin üstünde görme, mazhar olduğu şeyleri içten içe şükranlarla taçlandırma; bunların yanında, bazı fıkdanlara maruz kalınca sebeplerini kendi iç dünyasındaki inhiraf ve aritmilerde arama, bulup hissettiği olumsuz şeylerden ötürü de hemen tevbe, inâbe, evbe kurnalarına koşarak bir kere daha ahd ü peyman yenilemeyi ihmal etmeme gibi hususlara vâbestedir. Evet, bütün bunlar gerçek kulluğun gerekleridir ki, biz böyle yaşayan birine âbid diyoruz.”

 

RIZA [8]

“ Esbap açısından, rızâ (11) mertebesine ulaşma adına; Rabbiyle muâmelelerinde ciddi olmak; talepsiz gelen nimetleri, “tahdis-i nimet” ve şükre vesile olmaları mülâhazasıyla kabullenmek;

her türlü mahrumiyeti rızâ (11) ve iç rahatlığıyla aşmak; vahşetlerin, yalnızlıkların, kabzların pençesinde kıvranırken bile, derin bir iç inşirâhıyla bütün sorumluluklarını yerine getirmek; Hakk’ın emir ve yasaklarını “şeb-i arûs” davetiyesi gibi kabul etmek misillü bir kısım esaslar söz konusu olsa da,

mebde’ itibarıyla onun en önemli rüknü; duygu, düşünce ve davranışlarıyla ferdin, Allah’a yönelip O’nu duyması, O’nunla doyması, O’nunla oturup-kalkması ve gönlünde her gün lâhûtîliğe ait yeni yeni kurgular geliştirmesidir.

* Başa gelen her şey, şart-ı âdî plânında insanın eğilimlerine göre tesbit edilmiştir. Ve bunu değiştirmeye de Yaratan’dan başka kimsenin gücü yetmez..

* Müslüman, Allah’a teslim olmuş kimse demektir.. bu itibarla da onun, Cenâb-ı Hakk’ın icraatına karşı hoşnutsuzluğu kat’iyen söz konusu olamaz.

* Her şeyden evvel mü’min bir hüsn-ü zan insanıdır; insanlara karşı hüsn-ü zanla emredilen birinin,

Rabbisinin muâmelelerine karşı sû-i zan ifade eden hoşnutsuzluğu nasıl söz konusu olabilir ki.?

* Dünyada, yerine getirme mecburiyetinde olduğumuz sorumluluklar veya maruz kaldığımız hususlar, öteler hesabına şekillenmemiz için birer esas ise, cebrî eğitim ve öğretim gibi, insanın bunları severek yerine getirmesi gerekmez mi?.

* Kulun, Rabbisinden gelen şeylere karşı rızâ (11) göstermesi, Rabbisinin de ondan razı olması (11) demektir.

* Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetine karşı rahatsızlık duymanın, gam, keder ve dağınıklığa sebebiyet vermesine karşılık, hep rızâ (11) yörüngeli yaşamak ise, hislerimiz açısından cehennem içinde dahi olsak bize, cennetlerin neşvesini yaşatır.

* Bir insanda Allah’ın icraatına karşı hoşnutluk hissi, onun kalbini lâhûtî esintilerle doldurur; hoşnutsuzluk duygusu ise, şeytânî vehimlerle.

* Hakk‘ın seninle olan muâmelesini gönül rızâsıyla karşılaman, seninle gök sâkinlerinin ortak paydasıdır.. ve bu da, şeref olarak sana yeter.

* Rızâ (11), insanı, Rabbiyle iç cedelleşmeden kurtarır. Böyle bir cedelleşmenin nasıl bir sû-i edep olduğunu söylemeyi isrâf-ı kelâm sayarız..

* Rızâ (11) bir hamlede insanı evc-i kemâlâta çıkaran öyle büyülü bir asansördür ki, ona binebilenler, hedeflerine zamanüstü bir hızla ulaşırlar.

Rızâ (11), Hak katında en büyük bir mertebedir ve onun en seviyelisi de en büyüklerin ortak vasfıdır. Hz. Rûh-u Seyyidi’l-Enâm’dan diğer peygamberlere, onlardan da diğer bütün asfiyâ ve evliyâya uzanan çizgide, ihlâs, yakîn, tevekkül, teslimiyet ve tefvîzde finale kalmış devâsâ kametlerin, ona ulaşabilmek için soluk soluğa yarış yaptıkları mübarek bir hedeftir. Bu hedefe ulaşma uğrunda nelere katlanılmış, ne tahammülfersâ şeyler göğüslenmiş ve ne kandan irinden deryâlar geçilmiştir.

 

 

________________________________________________________________

9 – “Allah’ım!

San’a ve Habîb-i Edîb’in Hazreti Muhammed’e öyle bir mülâki olma iştiyakı (12)  bizlere bahşet ki, Sen’den gayrısına karşı yersiz/faydasız iştiyak duymaktan bizleri müstağni kılsın!”

 ________________________________________________________________

 (12)  İŞTİYAK

ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (3) [9]

“Belli nisbîlik ve izâfîliklerden sonra, farklı bir ufuktan bir kere daha “âşık” diyoruz: Birine gönlünü kaptıran ve derin bir alaka ile mahbuba bağlanana âşık deniyor ki, böyle bir aşkın cismânî ve nefsânî olanına “aşk-ı mecâzî”; içten gelen aşka “aşk-ı derûnî”; ideal aşka “aşk-ı eflâtûnî”; Allah aşk u iştiyak (12) ına da “aşk-ı ilahî” diyegelmişlerdir.”

 

***

 

ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (2) [10]

“Bu açıdan ubûdiyetin ubûdete açık önemli bir buudu olan zühd, aşk karşısında bir kaç adım geride kabul edilmiş ve meselenin tamamiyeti aşk u iştiyak-ı likâullaha (12)  bağlanmıştır. Buna göre zâhid, dünya ve mâfîhâyı kalben ve fikren terk etmenin yanında, hayatını ihlas yörüngeli sürdüren, her davranışında Hak hoşnutluğunu gözeten, ömrünü ukbâ güzergâhında tüketen, “sermaye ve azık” denince de ibadet ve ubûdiyetle kalbi atan ama Cennet ve ötesi şeylere de kalben açık bulunan bir âbid-i kâmildir.”

 

***

ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1) [11]

“Diğer bir zaviyeden ibadet ve ötesi izafi farklılıklar, mütefâvit derinlikler ifade ederler. Taklit eksenli sıradan bir mü’minin bu mertebeler içindeki yeri, yetiştiği kültür ortamının ona kazandırdıklarıyla sığ bir teveccüh şeklinde; bir veli ve daha ötesindekilerin bakış ve ihsasları da ilâhî varidat sağanakları karşısında “Daha yok mu?!.” ihtisas ve iştiyakı(12) çerçevesindedir. Mukarrabînden birinin latîfe-i rabbaniye sayesinde duyuş ve sezişleri ise, bir istiğrak u heymân derinliğindedir; onlar görülüyor olma şuuru ve görüyor olma arzuiştiyakıyla (12) O’ndan başka her şeyi ağyâr sayar.. âsârında Müessir’i hecelemeye koyulur.. esmâsında sıfât-ı sübhâniye vâridâtıyla sermest yaşar.. hep o Mevcud-u Meçhul’ü vird-i zebân etmek suretiyle “Hak’tan ayan bir nesne yok; gözsüzlere pinhân imiş” (Niyazî-i Mısrî) der ve sürekli ufuklarının varidatını mırıldanır dururlar. Haslar hasına mahsus bu zirveye “Ehadiyet-i cem ve fark” makamı denegelmiştir.

Diğer bir yaklaşımla ibadet, henüz irfan şahikasına yükselememiş, taklit patikasında düşe-kalka yürüyenlerce dünyevî-uhrevî ücret beklemeye bağlı bir amel; evliya, asfiya için müşahede ve mükaşefeye açık bir yol; akrabü’l-mukarrabîn ufkunda ise “hakka’l-yakîn” zirvesinde rü’yet ve rıdvan aşk u iştiyakıyla (12) “Hakikatü’l-hakaik”ı en kâmil mertebede bilme ve bende olma miracıdır.”

 ***

ŞEVK-U İŞTİYAK [12]

“Onun içindir ki, her an ayrı bir marifet, ayrı bir muhabbet ve ayrı bir zevk-i rûhânî ile aşkı, şevk ufkunda, şevki, iştiyak kutbu (12) nda devredip duran Ufuk İnsan ve Kutup Peygamber (sas), bir vuslat kuşağı sath-ı mailinde en birinci dilek olarak:

Allah’ım Sen’den, Sen’in cemâl-i bâ kemâlini müşahedeye ve Sana vuslata şevk istiyorum” sözleriyle O’na yalvarır ve mezîd ister.

“Şevk, zahir ve bâtın duyguları mahbûba tevcih edip ondan başkasına karşı olan iştihâlara bütünüyle kapanma,

iştiyak (12) ise, ona karşı arzu ve isteklerle dolup taşmadır.. ve bunların her ikisi de ruhu besleyen önemli kaynaklardandır. Her ikisi de elemli fakat inşirah verici, sıkıntılı, fakat ümit va’dedicidirler.”

“Acz u fakr yolu itibariyle şevk, hizmette fütur getirmeme, ye’se düşmeme; mâruz kalınan, en kötü, en çirkin gibi görünen durgunlarda bile, Cenâb-ı Hakkın bir eser-i rahmeti var olabileceği mülahazasıyla

buruk, hüzünlü fakat ümitli bir bekleyiş ve Allah’a karşı fevkalade güven içinde bulunma şeklinde yorumlanmıştır ki, günümüz hizmet erlerimizin dört buud ve dört derinliklerinden biri sayılır.”

 

[1] Çağlayan K.Z.T TEMMUZ 2017   RÜŞD

[2] Çağlayan K.Z.T NİSAN 2018   ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (3)

[3] Kalbin Zümrüt Tepeleri  TEVBE,İNABE VE  EVBE  (31 Aralık 1991)

[4] Kalbin Zümrüt Tepeleri  VAKT  (31 Temmuz 1996)

[5] Kalbin Zümrüt Tepeleri  TEVBE,İNABE VE  EVBE  (31 Aralık 1991)

[6] Kalbin Zümrüt Tepeleri  HULLET (31 Aralık 1991)

[7] Çağlayan K.Z.T ŞUBAT 2018   ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1)

[8] Kalbin Zümrüt Tepeleri  RIZA (30 Temmuz 1994)

[9] Çağlayan K.Z.T NİSAN 2018   ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (3)

[10] Çağlayan K.Z.T MART 2018   ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (2)

[11] Çağlayan K.Z.T ŞUBAT 2018   ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1)

[12] Kalbin Zümrüt Tepeleri  ŞEVK-U İŞTİYAK (01 Eylül 1991)