TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-25

[ 84- 87.Bâb ]

***

84 – Allah’ım!

Sen’den, bizlere rızan ekseninde afiyet televvünlü bir hayat [96]  nasip buyurmanı diliyoruz. Öyle ki bu konuda başkalarının el uzatmasından bizleri müstağnî kılacak keyfiyette olsun!

 ***

 [96]_ RIZA EKSENLİ AFİYET TELEVVÜNLÜ BİR HAYAT:

HAVF VE HAŞYET [1]

O, müntesiplerinin gönlüne bütün bir hayat boyu âkıbet-endiş olmayı aşılar ve ayaklarını her zaman yere sağlam basmalarını hatırlatır: “Hiç hesaba katmamış oldukları şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılıverdi.” ürperti hâsıl eden fermanı, “De ki: Amellerin bütün bütün boşa gidenini size haber vereyim mi? Onların ameli ki, dünya hayatında bütün çalışmaları boşa gittiği hâlde kendilerini güzel iş yapıyor sanmaktadırlar.” gönülleri hoplatan beyanı gibi daha pek çok âyet vardır ki, bunlar insanın hayat dantelasının öteden getirilmiş atkı ipleri gibidirler.. –Bu iplerle hayatını kanaviçe gibi örene ne mutlu!– Kur’ân sık sık bunlarla gönüllerimize uhrevîlik aşılar ve gözlerimizi sürekli ukbâya çevirir.

Zira hayatını havfa göre örgüleyen bir ruh, iradesini temkinli kullanır, adımlarını dikkatli atar ve ayağını çürük bir yere basmamaya çalışır. İşte böyle titiz ruhlardır ki, rıza semasının üveyikleri sayılırlar.[96]

RIZA [2]

Hayatlarını rıza yörüngeli yaşayanlar [96], ömürlerini âdeta bir şükür dantelâsı hâline getirirler; hep hoşnutsuzluk homurdanıp duranlar ise, bu nankörlük değirmeniyle, en müsbet, en olumlu işlerini bile ezer, öğütür ve bitirirler…

KAST VE AZİM [3]

Aslında ifrat ve tefrite, dolayısıyla da kalbî ve ruhî sıkıntılara maruz kalmadan huzur ve itminan içinde bulunmanın önemli tek bir yolu vardır; o da, Hak rızası ve Hak sevgisinin esas alınıp, hayatın bir dantela gibi bu esaslar çerçevesinde nakşedilip yaşanmasıdır.[96]

 —

MUHASEBE [4]

Hayatını “insan-ı kâmil” ufkuna göre planlamış her ruh, yaşadığı hayatın şuurundadır [96] ve ömrünün her dakikasını nefsiyle mücadelede geçirir. Kalbine uğrayan her hâtıraya, kafasından geçen her düşünceye parola sorar ve vize tatbik eder. Şeytana, âsâba, hassasiyete açık her işinde nefsanîliğini yakın takibe alır; çok defa onun en güzel, en mâkul davranışlarından dolayı bile kendi kendini sorgular; akşam-sabah elindeki tığını, nefsini levm atkıları arasında dolaştırır ve bu ruh hâleti içinde hayat dantelasını örmeye çalışır. [96] Her akşam eksik ve yanlışlarını bir kere daha kontrol eder, her sabah bütün günahlara kapalı ve yepyeni bir azimle hayata açılır. [96]

— 

MURAKEBE [5]

Gözetme, mülâhazaya alma, intizarda bulunma, kontrol etme ve kontrol edildiği şuuruyla yaşama mânâlarına gelen murâkabe; hâl ehlince, Allah’tan gayrı her şeyden alâkayı keserek kalben Cenâb-ı Hakk’a yönelmek, ilm-i ilâhînin her şeyi kuşatmış olduğu inanç ve mülâhazasıyla nefsini menhiyâta karşı gemleyip hayatını Allah’ın emirleri ışığı altında dizayn edip yaşamaktan ibaret [96] görülmüştür. Murâkabeyi; her zaman Hakk’ın muradını takip etme ve Cenâb-ı Hak tarafından takip edilme mülâhazasıyla iç ve dış bütünlüğü içinde, hayat ve davranışlarımızı ciddî bir çizgide sürdürme [96] şeklinde de yorumlayabiliriz.

84.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

Ey kullarına, nimetlerin en büyüklerinden olan sıhhat ve âfiyet lutfeden Muâfî!

“Allahım,

Senden kazana rıza, ölüm ötesinde rahat bir hayat ve cemalini temâşâ lezzeti istiyoruz.

Ey Merhametliler Merhametlisi, celâl ve ikram sahibi Rabbim! Dünyada ve âhirette afv ü afiyet ihsan eyle.

Allahım!

Şu sabaha Senden gelen bir nimet ve afiyet ile ve günahlarımız örtülmüş olarak çıktık. Dünyada ve âhirette üzerimizdeki nimetini, afiyetini ve sıyanetini tamamlamanı diliyoruz.

Allahım!

Verdiğin afiyet ve nimetleri yanlış yolda kullanarak, hemen azap etmemeni fırsat bilerek, bahşetmiş olduğun rızıkları sû-i istimal ederek ve başta Senin hoşnutluğunu mülahaza edip sonrasında cimri nefsimize aldanarak ve rızana muhalif davranarak işlediğimiz her günahtan dolayı bizi lütfen bağışla.

Akılların şaşkınlık yaşadığı vadilerde kalbimize Sana kulluğun hazzını içir. Gönül tokluğu, iffet, hilm ü rıfk, silm ü selâmet, sıhhat, genişlik, itminan ve afiyet gibi güzelliklerden bizi cüdâ düşürme.

Her beladan afiyet dileniyoruz. Afiyetini tamamlamanı dileniyoruz. Afiyetinin devamını dileniyoruz. Ve Senin afiyet nimetine karşı gönlümüzü şükür ve şükran hisleriyle doldurmanı dileniyoruz.

Allahım!

Senden, imanda sıhhat, güzel ahlâkla bezenmiş iman, arkasından felah gelecek bir muvaffakiyet, katından rahmet ve afiyet ve nezdinden mağfiret ve rıza diliyoruz.

 

***

85 – Allah’ım!

Ey bir ve tek olan “Ehad” ve ey bütün mahlukatın kendisine muhtaç olduğu ama Kendisinin herkesten ve her şeyden müstağnî bulunduğu “Samed”! Özellikle bu iki ism-i şerifin hürmetine, başkalarının bizleri koruyup kollamasından müstağnî kılacak ölçüde bizlere sahip çık ve maiyyetini bizlere duyur!  [97]

 ***

[97] BİZLERE SAHİP ÇIK VE MAİYYETİNİ BİZLERE DUYUR  :

VAHDET KESRET [6]

Birlik, yalnızlık, teklik diyeceğimiz vahdet; hak yolcusunun, her şeyi Allah’a bağlayarak bütün eşya ve hâdiseleri O’ndan bilmesi, O’na vermesi; her nesne, her hâl ve her harekette O’nun ilim, kudret, irade ve sair sıfât-ı sübhaniyesinin parıltılarını müşâhede etmesi, topyekün ef’âl âleminin arkasında esmâ-i hüsnâ tecellîlerini görüp sezmesi; sözün özü, hep O’nu bilip, O’nu duyup, O’na yönelip, O’nun maiyyet-i mâneviyesine ermesi ve sonra da yalnız O’nu istemesi, O’nun rızasına kilitlenmesi ve her zaman O’nun emir ve isteklerine bağlı kalması demekti[97] ki; bunlar, gerçek bir mü’minin, Hak karşısında düşünce, inanç, tavır ve davranışlarının da icmalî ifadesidir.

SEYR U SÜLÛKTE BİR BAŞKA ÇİZGİ [7]

Evet, yoldakiler olarak bizim için her zaman, Allah’a îmân ve O’nun rızası çizgisinde yaşamayı ganimet bilmemiz; bütün duygu, düşünce ve davranışlarımızla O’nu memnun etmeye yönelmemiz; her yerde ve her zaman hayatımızı O’nun maiyyetine bağlamamız [97] ve bu sırlı maiyyet sayesinde –ki  “Burada gizli biri var, ey gönül, kendini yalnız sanma.”(Mevlâna) fehvâsınca– her lahza ayrı bir münasebet bulup O’nunla gönül irtibatımızı sıkı tutarak, sınırlılığımızı aşıp sınırsızlığa yürümemiz, damlayı deryaya döndürüp cüz’de küllün esrarına tâlip olmamız bizim için birer esastır. Hayatımızı bu esaslar dairesinde sürdürebildiğimiz ölçüde, olmaz gibi görünen şeyler zamanla birer birer aşılır, cüzler küllün aks-i sadâsı ve aynası hâline gelir; yoklar varlık rengine bürünür; reşha kamerin önüne geçer; toprak semalar kadar ulvîleşir ve zerre gibi çok küçük mahiyetler kâinatlar kadar genişler. 

HÜZÜN [8]

Cenâb-ı Hak, kılığa, kıyafete, şekle değil; kalblere, kalbler içinde de mahzun, mükedder ve kırık kalblere nazar buyurur, onları maiyyetiyle şereflendirir [97] ki: “Ben kalbi kırıklarla beraberim.” sözü de bu mânâyı ihtar etmektedir.

RIZA [9]

Bazı zamanlarda ve bazı şerait altında böyle bir rıza arayışı insanı, halk içinde de olsa, yalnızlığa ve gurbete itebilir. Ne var ki, Allah maiyyetine ermişlerin ve peygamber çizgisini paylaşanların yalnız kalmayacakları ve gurbet yaşamayacakları [97] da bir gerçektir.

Zaten hayatlarını “üns billâh” atmosferinde sürdürenlerin vahşet ve yalnızlığı da söz konusu değildir. Böylelerinin yalnızlık ve vahşeti bir yana, muvakkat gurbetleriyle, Hakk’a daha bir yaklaştıklarını, yaklaşıp “üns” esintileriyle coştuklarını ve sonsuzdan gelen meltemleri duyarak gerilip “Allahım, gurbetimi artır, beni, Senden uzaklaştıracak şeylerin insafsızlığına terk etme ve gönlüme maiyyetini duyur!” [97] dediklerini çok işitmişizdir.

SEFER [10]

Bu mansıbın kahramanları bazen, zâhir hâlleri itibarıyla garîb görünürler. Ama, ilâhî maiyyete mazhariyetlerinin şuurunda olduklarından [97], ömürlerini hep  “Gariplere müjdeler olsun!” “ünsbahş” atmosferinde geçirir.. sürekli ötelerin esintilerini duyar.. ve iki âlemi birden yaşarlar.

KANAAT [11]

Derecesine göre böyleleri sürekli maiyyet peşindedirler [97] ve Hak’tan başka her şeye karşı o kadar kapalıdırlar ki [97] , karşılarına Cennetler, hûriler, gılmanlar dahi çıksa, Yûnus diliyle “Bana Seni gerek Seni” der hep o ebedî mihraplarına yönelirler; yönelir ve her zaman en derin aşk u heyecan hisleriyle inlerler. 

 

***

85.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

Ey sohbet ve dostluğu, huzur ve maiyyeti, samimi gönüllere aşkın vâridat ve huzur bahşeden!

Maiyyetini içimize öyle duyur ki onunla Senden başka her şeye karşı müstağni kalabilelim.

Senin maiyyetine ermeden karardâde olabilmemiz mümkün değildir. Tasalarımızı ve içimizdeki harareti Senin rahmet ve şefkatinden başka izale edebilecek bir ilaç da bilmiyoruz. Hastalıklarımıza yalnız Senin rahmet tecellilerinde şifa bulabilir; gamımızı, kederimizi bir tek Senin kurbiyetinle giderebiliriz. Yaralarımızı da sadece Senin afv u safhın tedavi edebiliriz. Kalbimizin üzerine bir tortu gibi çöken kesîf örtüleri Senin bağışlamanla kaldırabiliriz, sadrımıza çöreklenen vesveseleri de yine Senin inayetinle uzaklaştırabiliriz.  

Ey Yüce Allahım!

Huzurunda boyun büküyor ve Senden afv ü âfiyet diliyoruz. Hoşnutluğunu, teveccühünü, ilahî nefhalarını, dostluğunu, yakınlığını, muhabbetini, maiyyetini, hıfz u sıyanetini, koruyup kollamanı, yardımınla zaferler nasip etmeni, düşmanların acımasızlığına bırakmamanı, himaye etmeni, gözetmeni ve bize de raiyyetinden has kullarına yaptığın muameleyle muamele etmeni, hastalıklarımıza şifa vermeni, dertlerimize devalar lutfetmeni, bizi içine düştüğümüz sıkıntılardan kurtarmanı ve yürüdüğümüz yolda başarılı kılmanı, maddî-manevî her türlü esaretten zincirlerimizi çözmeni, muvaffakiyet ve düşmanlık besleyen hainlere karşı zaferler nasip etmeni, onların şerrinden, tuzaklarından, komplolarından, fesat düşüncelerinden, fitne ve nifaklarından korumanı diliyoruz.

***

86 – Allah’ım!

Nezd-i Ulûhiyetinden, rızan istikametinde hedeflediğimiz şeylere güç yetirme, muktedir olma ve onların üstesinden gelebilecek donanıma sahip bulunma [98] adına bizleri ekstra lütuflarla serfiraz kılmanı diliyor ve dileniyoruz! Öyle ki bu lütfun, başkalarından gelebilecek muktedir kılmalardan bizleri müstağnî eylesin!

 ***

 

[98]_GÜÇ YETİRME, MUKTEDİR OLMA VE ONLARIN ÜSTESİNDEN GELEBİLECEK DONANIMA SAHİP BULUNMA

VÂRİDÂT VE MEVHİBE [12]

Vâridâtın bu türden vürûdu yanında bir de “envâr-ı sıfât” tecellîsi şeklinde zuhuru vardır ki, yer yer sâlikin kalbiyle beraber kalıbını da nurlandırır ve bu münevver yolcuyu beşerî darlıklardan çıkararak melekî enginliklere ulaştırır; لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ kenziyle onu, aczi içinde bir muktedir, fakrına rağmen de bir ganî kılarak Hakk’ı gösteren bir mir’ât-ı mücellâ hâline [98] getirir. Böyle bir vâridâtı başka vâridler takip eder; Allah onun ilim ve idrak ufkunu genişleterek ibadet ü taat azmini biler.. mâsiyetlere karşı sarsılmaz bir mukavemet bahşeder.. belâ ve musibetlerin hem mahiyet hem de akıbetlerini göstererek dayanma gücünü artırır.. ruhundaki aceleciliğine karşı, her neticenin bir vakt-i merhûnu olduğunu ilhamla da iradesi üzerinde yoğunlaşmasını sağlar.. 

HİS, HEYECAN VE AKL-I SELİM [13]

Aksi takdirde, hususiyle günümüzde, insanlar belli ölçüde mantığa uyandığından, düşünceye değer atfettiğinden ve meseleleri kitabî çerçevede ele aldığından, kuvvete dayanarak, bağırıp çağırarak, külhanbeyliği yaparak kimseye bir şey anlatamaz, problemleri çözemezsiniz. Evet, kendinizi feda edecek kadar dine hizmet etme düşüncesinde iseniz, din ve diyanet adına yüksek seviyede bir fikrî ve ruhî donanıma sahip olmalı, Allah’la kavî irtibata geçmeli ve sürekli fikir sancısı yaşamalısınız. Ve hele küçülüp büzüşen dünyamızda İslâm’ın temsili meselesi, bir amme meselesi hâline geldiğinden, umumun hukukunun söz konusu olduğu bir yerde, kimsenin asla şahsî tavır ve davranışlar içine girmemesi gerekir. Zira bu tür ferdî davranışlar bütün mü’minleri mahcup edecek yanlışlıklara sebebiyet vermektedir.

ZULÜM [14]

İnsanın hür ve muktedir olması [98], ona başkalarına zulmetme hakkını vermez; kuvvet, hakkın emrinde olduğu sürece değerler üstü değer kazanır; hürriyet de başkalarının haklarına saygılı davranıldığı ölçüde hakikî kıymetini bulur ve kalıcı olur.

KORKU VE ÜMİT ÜZERİNE [15]

İnsanlardan korkmak, insanı felç eder; onların eline bakıp onlardan bir şeyler beklemek ise, çok defa sukut-u hayal ve ümitsizliğe sebebiyet verir. Kimseden korkmamanın tek çaresi korkulacak merciden korkmak [98] , hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemenin yolu da, her zaman için kuvvetli ve vaadini yerine getirmeye muktedir olana itimat etmekle olur.

***

86.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

 ‘İşittik ve itaat ettik ya Rabbenâ, affını dileriz, dönüşümüz Sanadır.’ Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma!

Ey şefkat ve rıfkı sonsuz Şefîk u Refîk! Nebiy-yi Atîk/Kerîm ve Muhtâr olan Nebîn Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) hürmetine tasa, gam ve darlıklara karşı bize çıkış yolları bahşet. Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize tahmîl etme.

Allahım!

Kendimize gelecek bütün zararları, güç yetirebileceklerimizi, yetiremeyeceklerimizi her zaman ve yalnız Senin inayetinle defedebiliriz. Zira Hâlik’ın kudretinin yanında mahlûkun kudretinden söz edilemez. “Allah bana yeter; O ne güzel vekildir! (7 defa)” Hakikî havl ve kuvvet sadece ululuk ve azamet tahtının biricik sultanı olan Allah’a aittir. Salât ü selâm da Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz ehline ve her biri iyilik ve keremde birer yıldız olan ashâbı üzerinedir. Salât ve selâm olsun O, İnsanlığın İftihar Tablosu’na, ehl-i beytine ve ashâb-ı güzinine.

*** 

87 – Allah’ım!

Marifetinle meşbû olma, âhirete müteallik meseleleri öne alma, mânâ âlemine müteveccih işlere öncelik tanıma ve onları hayatımızın gâyesi yapma [99] noktasında bizlere öyle bir lütufta bulun ki, bu konuda başkalarının yardımlarına bizleri muhtaç bırakmayacak ölçüde olsun!  

***

[99]_ ÂHİRETE MÜTEALLİK MESELELERİ ÖNE ALMA VE ONLARI HAYATIMIZIN GÂYESİ YAPMA

HAYÂ [16]

Hayâ ve hayat birbirine bakan kelimelerdir ve bu yakınlıktan, kalbin ancak, iman ve mârifet sağanaklarıyla beslendiğinde hayattar [99] kalabileceği esprisini çıkarmak mümkündür. Evet, hayat kendi dinamikleriyle, hayâ da kendi dinamikleriyle var olur ve yaşar; yoksa her ikisi için de inkıraz kaçınılmazdır.

MÂRİFET [17]

Mârifet ikliminde hayat [99], cennet bahçelerinde olduğu gibi dupduru ve âsûde; ruh, sonsuza ulaşma duygusuyla hep kanatlı; gönül, itminana ermişliğin hazlarıyla bir çocuk gibi pür-neşe, fakat tedbirli ve temkinlidir.. لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَۤا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ “Allah’a, emrettiği şeylerde isyan bilmez ve emrolundukları şeyleri yerine getirirler.” ikliminde sabahlar-akşamlar ve hep meleklerle atbaşı olurlar.

Duyguları tomurcuk tomurcuk mârifete uyanmış bu ruhlar [99], günde birkaç defa cennetlerin cuma yamaçlarında seyahat ediyor gibi, yaprak yaprak açılır ve her an ayrı bir buudda Dost’la yüz yüze gelir, O’nunla hemhâl olmanın hazlarına ererler. Gözleri Hak kapısının aralığında olduğu sürece, her gün, belki her saat birkaç defa visâl neşvesiyle mest ü mahmur hâle gelir ve her an ayrı bir tecellî ile köpürürler.

SOFİYE VE RUH [18]

Evet, her zaman nefsanî arzuların frenlenmesi; gönlün mârifet, muhabbet ve aşk u şevkle şahlanması [99] ve diyanetin hayata hayat olması [99] ölçüsünde ruh, âdeta bir ahiret üveyki [99] ve bir melek hâline gelir.

Aksine, hayatın beden ve cismanî arzulara bağlı yaşanması nisbetinde de ruh zaafa uğrar, kalb renk atar, his-şuur kirlenir ve sır da sesini duyuramaz olur.

VÂRİDÂT VE MEVHİBE [19]

İşte bu kabîl bir envâr-ı sıfât ve şuûn sayesindedir ki, o atmosferin üveyikleri sayılan âriflerin kalbi birer mârifet çağlayanına [99] dönüşür; muhiblerin ruhlarından feyiz ve bereket fışkırır, muhakkikîn-i hükemâ, esrar-ı ilâhiyenin tercümanı hâline gelir; hüşyar gönüllere mükâşefe, müşâhede ufukları açılır ve esmâ-i ilâhiyenin arkasındaki hakâik ayan-beyan ortaya çıkar.

RUH VE FAHREDDİN RÂZÎ [20]

Eğer ahiret hayatı [99] olmazsa saadet açısından insanlar hayvanlardan daha aşağı bir derekeye düşmüş olurlar. Zira hayvanlar, bugünleri ve yarınları itibarıyla tefekkür, tedebbür ve teemmüle sahip olmadıklarından, onlar için herhangi bir keder ve tasa da söz konusu değildir. Onlar sadece içinde bulundukları dakika ve saniyelere bağlı bir sıkıntı yaşarlar. Ne geçmişin hüznünü duyar ne de geleceğin endişeleri ile dağidâr olurlar. Bulurlarsa yer-içer, yatarlar; bulamazlarsa ya aramaya devam eder ya da buldukları ile yetinirler.

***

87.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

Allahım!

Bizi de nezdindeki lütuflardan en çok hissesi olan, yüce katında yüksek payelere ulaşmış, sadrı sinesi Senin muhabbet ve marifetinle meşbû bahtiyar kullardan eylemeni diliyoruz!

Rabbimiz! Himmetimizi hizmetine, rağbetimizi de Sana hasrettik. Yegâne muradımız Sensin; başkası değil. Gözlerimiz sadece Sana mülâkî olduğumüz gün aydın olacaktır. Aşkımız da şevkimiz de, içimizdeki iştiyakımız da sadece Sanadır ve yalnız Senin içindir. İhtiyacımız da, muradımız da Senin rıza ve rıdvanındır. Talebimiz komşuluğuna ermektir. Gayemiz yakınlığına mazhar olmaktır. Kalbimiz sadece Senin kapında gedâlık yapmakla ve yalnız Senin yüce huzurunda yalvarıp yakarmakla ünse erer ve huzur bulur. Dertlerimizin dermanı da, yanan sinemize serinlik verecek ilaç da yine Sende(n)dir. Tasalarımızı giderip, sıkıntılarımızı izale edecek biri varsa, o da yine Sensin!

Rabbimiz! Enîsimiz ol.. vahşetimizi gider.. sürçmelerimizi, tökezlemelerimizi görmezden gel.. hatalarımızı setret.. tevbemizi kabul buyur.. dualarımızı geri çevirme.. bu aciz bendelerini hiçbir elin ulaşamayacağı sıyanet fanusun içine al ve fakr u zarûretimizi sonsuz havl ve kuvvetinle zenginleştir.. ümidimizin sönüp gitmesine müsaade etme.. bizi uzaklığın yakıp kavuran rüzgârlarına terk etme; ey Cennetlerin Sahibi, dünya ve âhirette her şeyimiz olan Rabbimiz!

         

*** 

[1] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ HAVF VE HAŞYET

[2] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ RIZA

[3] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ KAST VE AZİM

[4] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ MUHASEBE

[5] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ MURAKEBE

[6] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-3 _ VAHDET KESRET

[7] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ SEYR U SÜLÛKTE BİR BAŞKA ÇİZGİ

[8] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ HÜZÜN

[9] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ RIZA

[10] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-3 _ SEFER

[11] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-4 _ KANAAT

[12] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-3 _ VÂRİDÂT VE MEVHİBE

[13] BAMTELİ _ HİS, HEYECAN VE AKL-I SELİM

[14] RUHUMUZUN HEYKELİNİ DİKERKEN-2 _ ZULÜM

[15] ÖLÇÜ VE YOLDAKİ IŞIKLAR _ KORKU VE ÜMİT ÜZERİNE

[16] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ HAYA

[17] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ MÂRİFET

[18] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-1 _ SOFİYE VE RUH

[19] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-3 _ VÂRİDÂT VE MEVHİBE

[20] KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ-3 _ RUH VE FAHREDDİN RÂZÎ