TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-10  (10.BÂB) 

GÜNCELLENME TARİHİ: 14 AĞUSTOS 2019

 (TEVHİDNÂME-10):

“Allah’ım! Dergâh-ı izzetinden bizleri öyle bir müjde [12]ile sevindir ki, Sen’den gayrı bütün mâsivadan gelebilecek müjdeler onun yanında gölgede kalsın! 

10.BÂBIN DUASI  (YAKARAN GÖNÜLLERDEN…)

Ey rüzgârları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen ve gökten tertemiz bir su indiren!… 

Ey Hazreti Muhammed’i (aleyhissalâtü vesselâm) insanlar için bir şahit, müjdeci ve uyarıcıolarak gönderen! 

Ey rüzgârları, rahmeti olan yağmurun önünden müjdeci olarak gönderen! 

Ey salih kullarını ebedî saadet ve Kendi hoşnutluğu ile müjdeleyen Beşîr

Ey itaatkâr kullarını ebedî saadet ve hoşnutluğu ile müjdeleyen Mübeşşir!

Allahım! Senin müjde ambalajlı vaadlerine ulaşmaya mâni olacak, işlendiği zaman Senin gazabının artmasından emin olunamayacak, onlar dururken rahmetin inmeyecek ve nimetlerin devam etmeyecek bütün günahlarımızı bağışla.

Günahkârız; günahlarımızı silip süpürdüğün, bizi de affınla sarıp sarmaladığın müjdesini bekliyoruz.

O gün, müminler de, Allah’ın verdiği nusret sayesinde sevinecekler.” âyetindeki işaret ve müjdelerle bizi de mesrûr eyle. 

*** 

TEVHİDNÂME MÜZAKERESİ

KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ PENCERESİNDEN 

 [12] DERGÂH-I İZZETİNDEN MÜJDE 

“İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi), günü gelince yine o gurbete avdet edecektir. Herkesin bozgunculuk yaptığı dönemde, îmar ve ıslah hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler  [12] olsun.!”

[GURBET – Kalbin Zümrüt Tepeleri 31 Mart 1996]

Bu mansıbın kahramanları bazen, zâhir hâlleri itibarıyla garîb görünürler. Ama, ilâhî maiyyete mazhariyetlerinin şuurunda olduklarından, ömürlerini hep “Gariplere müjdeler[12] olsun!” “ünsbahş” atmosferinde geçirir.. sürekli ötelerin esintilerini duyar.. ve iki âlemi birden yaşarlar.

[SEFER – Kalbin Zümrüt Tepeleri 31 Ekim 1999]

Evet, derecesine göre her kâmil mü’min, dört bir yanda Rûh-i Revân-ı Muhammedî şehbâl açacağı, yeryüzünde ehl-i İslâm’ın âh ü efgânı dineceği, Kur’ân’ın canlara can olacağı ve fert plânında herkesin kabir çukurunu güvenle geçeceği, bir bir berzah gâilelerini atlatacağı, hesaba, mîzana takılmadan revh u reyhâna ve meydan-ı tayerân-ı ervâha uçacağı “ân”a kadar da onunla oturup kalkacak, ona bağlı zaman atkıları üzerinde hayatını bir gergef gibi işleyecek, ona neşe ve sevinçle köpüren dakikaları arasında dahi yer verecek, hâsılı onu, yemeklerin tuzu gibi hayatın bütün sâniye, sâlise ve âşirelerinde duyacak, hissedecek ve bu mukaddes burukluğu tâ; “Bizden tasayı, kederi gideren Allah‘a hamdolsun; doğrusu Rabbimiz çok bağışlayıcı ve lütufkârdır.”[1] müjde [12] buudlu hakikatinin tülleneceği ufka kadar devam ettirecektir.

[HÜZÜN – Kalbin Zümrüt Tepeleri 31 Ekim 1999]

***

TEVHİDNÂME -BAŞYAZI MÜZAKERESİ

SIZINTI-ÇAĞLAYAN BAŞYAZILARI PENCERESİNDEN  

[12] DERGÂH-I İZZETİNDEN MÜJDE

Garipler, ölü toplumlara hayat sunmak, onlara kaybettikleri değerleri yeniden iade etmek için, bir düzine mukaddeslerden mukaddes düşünceyle, her Allah’ın günü toplumun kapısına dikilir, kapının tokmağına birkaç defa asılır; sonra ruhunun ilhamlarını haykırır ve geriye dönerler. Bu uğurda, tartaklanır, azar işitir, defalarca kovulurlar; ama kat’iyen yılmaz, usanmaz ve hele asla darılmazlar.

Onlar gözleri her an ötelerde ve bir diriliş müjdesi [12] beklemektedirler güneşin her doğup batışıyla. Her yeni günle, taptaze bir şevk kazanır ve soluk soluğa köşeyi bucağı tutar, yığınlara Hızır çeşmesine giden yolu gösterirler.

Onları anlayıp hemhâl olanlar ebedî varlığa ererler. Onlar­dan uzak kalanlar “ebed-müddet” ölüp giderler. Onlar Cibril’le hem-bezm[1] olmuş; Hızır’la elli defa buluşmuşlardır. Bu itibarla, uğradıkları yerler yemyeşil ve ayaklarına ilişen toprak hayat iksiri gibidir.

Bin müjde [12] gariplere! Bin muştu, fitnenin, fesadın ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemde, ümit ve itminan soluyanlara, umumun huzur ve mutluluğu için şahsî haz ve zevklerini unutanlara!

[GARİPLER _Sızıntı Ekim 1982  Başyazısından]

Nerdesin, yıllarca hasretini çektiğimiz kahraman? Nerdesin, hayâllerimizin güvercini, rüyâlarımızın üveyki? Nerdesin ‘ba’su ba’del-mevt’ imizin müjdecisi [12]?

Izdırab dolu günlerimizde, uykusuz geçen gecelerimizde hep yolunu bekleyip durduk. Ufkumuzda beliren her karaltıya, ‘bu O’dur’ deyip, ‘seniye-i vedâ’ türküleriyle yollara döküldük. Guruplara kadar beklediğimiz nice günler vardır ki; kolumuz, kanadımız kırık evlerimize dönerken, zambaktan hülyalarımızla teselli olup durduk. Her yeni gün, bizim için tasa ve kederden esintilerle gelip ruhumuzu ezerken, düşmanlarımız esirdikçe esiriyor ve ortalığı şamataya boğuyorlardı; gelmeyecek Mesih soluklu, Heraklit pazulu diye…

Bu uğurda, belki bin defa aldanacak, bin defa ateş böceklerine koşmalar dizecek, yüzbin defa zangoçlara yahşi çekecek ve vaftiz suyunu âb-ı hayat diye içeceğiz, ama, bir Mevlâna anlayışı içinde, senin yolundaki yalanlara dahi gönlümüzü çıkarıp armağan etmeden geri kalmayacağız…

Ey tatlı rüyaların sevimli kahramanı! Riyânın, şöhretin, mansıbın aydın ümitlerimize zift sürmek istediği şu kara günlerde, ağzının diriltici iksirine muhtaç gönülleri daha fazla bekletme…!

 [NERDESİN _ Sızıntı Mart 1981 Başyazısından]

Gel! Ve, yıllardan beri ortalığı alıp götüren şu binbir hezeyan karşısında, fersiz yüreklere, mecâlsiz ruhlara bir şeyler yapabilme azmini ve ümidini getir.

Gel! Ve, tedavi oluyorum diye elli defa bağrından neşter yiyen; defalarca, kırılmış kol ve kanatlarıyla ortopediye kaldırılan, Eyyub (as) kadar dertli, Ya’kub (as) kadar gözleri hasretle dolu, şu talihsiz insanına sıhhat müjdesi [12] getir.

Bugüne kadar binbir karışıklığa sebebiyet veren acemi ve hoyrat ellerin, yanlış teşhis ve muâleceleri, sadece onun dert ve ızdırabını arttırmıştır. O’nu dertleriyle ele almalar, hep mevziî ve muvakkat olduğu içindir ki, talihinin yıldızı sayabileceği her parıltı, yalancı bir mum gibi sönüp gitmiş ve onu yeni bir inkisar ve ümitsizlik içine atmıştır.

Bundan böyle de, o, artık her hekime teslim olacak gibi görünmemektedir. Evet o, dertlerini ve meselelerini köklü ve umumî olarak ele alacak, hâzık hekimini bulacağı âna kadar, dişini sıkıp sabredeceğe benzer.

Gel; o hekim sen ol ve senelerdir yolunu bekleyenlerin gecesini gündüze çevir! Onları nurlu ufuklara ulaştır! Hafif bir kıpırdanışın, karışık hâdiselere ‘ritm’ getirdi. Çözülmez gibi görünen, nice kemikleşmiş yanlışlıklar vardı ki, eritici soluklarında lime lime oldu. Ve, milletin kalbinde bir ödem gibi tümsekleşen irin yuvaları birer birer dağılmaya başladı. Ya, özünden doğan gerçek aktiviteyi ve son kararı duysa ve görselerdi…

Biz bütün bir millet olarak dolu dolu gözlerle, bu mutlu kararı hecelemekte ve karar gününü gözlemekteyiz.

Bu tarihî kararın güç ve kalemini elinde tutan Heraklit’imize binler selâm…!

[SEN _ Sızıntı Nisan 1981 Başyazısından]