TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK-17

56- 60.Bâb

***

***

56 – Allah’ım!

Olup biten her şey, ancak Sen’in izin ve iraden dahilinde gerçekleşir. Ne olur bizleri ezelî ve ebedî havl ve kuvvetinle [65] öyle serfiraz kıl ki, başkalarının havl ve kuvvetinden bizleri müstağnî kılacak ölçüde olsun!

***

 

 [65]_EZELÎ VE EBEDÎ HAVL VE KUVVET:

ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1) [1]

Âbid’in, kendi sıyâneti ve konumunu koruması adına, “fenâ fillâh” mülahazasıyla kendi havl ve kuvvetinden teberrî ederek “La havle vela kuvvete illa billâh [65] hısn-i hasînine sığınması, her hal ve davranışında sırat-ı müstakîmde sabit-kadem olması; hâlen bunları bu ölçüde bir hassasiyetle yerine getirme cehd ü gayretinin yanında her zaman başının Hak kapısının eşiğinde bulunması, her an daha farklı bir derinlikte O’nu tazim ve tekrimle dillendirmesi, kalb ritimlerinin sürekli hiss-i mehâfet ve mehâbete bağlı bir ahenk içinde atması ve yerinde gözyaşlarıyla seccadesini ıslatması, yol emniyeti açısından onun için olmazsa olmaz esaslardandır.

 —

TEVEKKÜL, TESLİM, TEFVİZ VE SİKA [2]

Tevekkül, bir başlangıç, teslim onun neticesi, tefviz de semeresidir. Bu itibarla da, tefviz hem daha geniş hem de müntehîlerin hâline daha uygundur. Zira onda, insanın, kendi havl ve kuvvetinden teberrî etmesinin –ki bu teslim mertebesidir– ötesinde, La havle vela kuvvete illa billâh [65]  ufkuna ulaşıp, o Kenz-i Mahfî’yi her an içinde duyması ve kendi güç, kuvvet ve servetine bedel, La havle vela kuvvete illa billâh [65] olan Cennet’in hususî hazinelerine sahip olması ve onlarla gınâya ermesi söz konusudur. Diğer bir mânâda bu, hak yolcusunun, vicdanındaki nokta-i istinad ve nokta-i istimdadın ihtarıyla, aczini, fakrını duyup hissettikten sonra “Tut beni elimden; tut ki, edemem Sensiz!” diyerek o biricik güç, irade ve meşîet kaynağına yönelmesidir.

Hayatını kalb ve ruhun yamaçlarında sürdürenler ise bundan, kendi havl ve kuvvetlerinden teberri ile Allah’ın havl ve kuvvetine teslim olup [65], gassâlin elindeki meyyit hâline gelmeyi anlarlar ki: “Gerçek mü’minler iseniz Allaha itimad-ı tâm içinde bulunun!”( Mâide sûresi, 5/23) fermanı bunu ihtar eder.

FAKR U GINÂ [3]

Bir kudsî sözde de ifade edildiği gibi, fakr, iman ve iz’anın bir buudu hâline gelince, bütün iradeler, bütün meşîetler ve bütün havl ü kuvvetler silinir gider de, sadece ve sadece Allah’ın (celle celâluhu) havl ve kuvveti [65] kalır... Böyle birisinin dünyalar dolusu serveti de olsa, fâni ve zâil olması itibarıyla her şeyi vehm ü hayal farz ederek, sadece O’nu görür, O’nu bilir, O’nu düşünür.. ve acz ü fakr şuuruyla sadece ve sadece O’na güvenir, O’na dayanır ve O’ndan başka her şeye karşı bütün bütün kalben bîgâne hâle gelir.

 

***

56. BABIN DUASI YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

“Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Allah’tır; başka ilah yoktur, sadece Allah vardır. Allah’tan başka ilah yoktur; O’nun ortağı bulunmaz. Allah’tan başka ilah yoktur. Hamd ve mülk O’na mahsustur. Allah’tan başka ilah yoktur; gerçek havl ve kuvvet ancak Allah’a aittir. Allah’ın lütfu iledir.”

Sen yegâne güç ve kuvvet Sahibisin ve bizim gibi bir aciz için Senin havl ve kuvvetinden başka hiçbir dayanak yoktur. Dünyanın câzibedâr güzelliklerinin ağına düşmekten ve sıkıntıları altında ezilmekten bizi sadece Sen sıyanet edebilirsin.

Ey Cennetlerin Sahibi, dünya ve âhirette her şeyim olan Rabbim! Enîsimiz ol.. vahşetimizi gider.. sürçmelerimizi, tökezlemelerimizi görmezden gel.. hatalarımızı setret.. tevbemizi kabul buyur.. dualarımızı geri çevirme.. bu aciz bendelerini hiçbir elin ulaşamayacağı sıyanet fanusun içine al ve fakr u zarûretimizi sonsuz havl ve kuvvetinle zenginleştir.. ümidimizin sönüp gitmesine müsaade etme.. bizi uzaklığın yakıp kavuran rüzgârlarına terk etme.

Bizi, Senin bitip tükenmez havl ve kuvvetinden mahrum edip de, hiç hükmündeki kuvvet(sizliğ)imizle baş başa bırakma. Huzurunla müşerref olacağımız haşir gününde rüsva etme. Dostlarının önünde ayıp ve kusurlarımızı setret.

 ***

***

57 – Allah’ım!

 Bizlere gerek ruh ufkunda gerekse fizikî âlemde nezd-i Ulûhiyetinden öyle âşikâr “feth-i mübîn”ler [66]  nasib buyur ki, Sen’den gayrı mâsîvânın fetihlerini bizlere unutturacak ölçüde olsun!

***

***

[66]- FETH-İ MÜBÎN

FETH-İ KARÎB, FETH-İ MÜBÎN VE FETH-İ MUTLAK  [4]

Kur’ân-ı Kerîm, “feth-i karîb”, “feth-i mübîn [66] der, onları mutlak bırakır ve yorumunu da temel disiplinlere bağlılık çerçevesinde muhakkıkînin idrakine emanet eder. Bazılarına göre “Allahtan bir yardım ve yakında gerçekleşecek bir fetih…”(Saf sûresi, 61/13) fermanındaki fütûhât, kalblerin inkişafından bütün insanlığın irşad ve tenvîrine kadar çok geniş alanlı bir hakikatin ifadesi; “Biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik.”( Fetih sûresi, 48/1.) beyan-ı sübhanîsiyle ifade edilen “feth-i mübîn [66], iç derinlik ve enginliği işaretleyen daha büyük bir inayetin remzi; “Cenâb-ı Hakk’ın yardım ve zaferi geldiği zaman”(Nasr sûresi, 110/1.) âyetiyle ifade edilen hakikat ise feth-i mutlakı gösteren, o Sevgililer Sevgilisi’ne asliyet planında, ümmetine de zılliyet planında Hazreti Rahmân u Rahîm’in büyüklerden büyük bir ihsan ve teveccühünün îmâsıdır.

 —

SOFİYE VE RUH  [5]

Aslında, her insanın ruhu bir mânâda melekûta açıktır ve ona bakmaktadır ki, erbabı bu zaviyeden bir bakış, duyuş ve sezişe “feth-i karîb” demişler; sıfât-ı sübhaniye ve âlem-i ceberûta nâzır kalbin ihsas ve imtisaslarına feth-i mübîn[66]  unvanı vermişler; âlem-i lâhuta müteveccih bulunan sırrın müşâhedelerini de “feth-i mutlak” pâye-i mübecceli ile yâd edegelmişlerdir.

 —

SEYR U SÜLÛK  [6]

Basîretli bir sâlik, işte böyle kendisinde ikinci bir tabiat âsârının belirmeye başladığı ve onun gönül dünyasında her gün ayrı bir feth-i mübîn”in [66] yaşandığı, pinhânların ayân olduğu, gözden hicabın kaldırılıp, eşyanın perde arkası kendi renk ve çizgileriyle zuhur ettiği ve bazıları için başların dönüp bakışların bulandığı durumlarda o hep, Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın vesâyetine koşar.. düşünce ve tasavvurlarını Sünnet mihengine vurur.. beyanlarını “usûlüddin” mizanlarıyla çerçeveler.. ve yoluna: (Tirmîzî, îmân 38; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 8/152. reflektörleri arasında devam eder.

***

57.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

Ey yokluğu, varlığıyla süsleyen, damlaya deryâların vüs’atini bahşeden, zerreye güneş olma istidâdını veren Ulu  Sultan! İslâm’ı ve Müslümanları te’yîd buyur. Yegane hak din olan İslâm’ı nur-u yakîn ve feth-i mübîn ile zafere ulaştır.

Basiret ve basarlarımızı tenvîr buyur. Vatanımızı ve memleketimizi ma’mur kıl. Hastalarımıza şifa bahşet. Bize rahmet yüklü yağmurlarını bolca lutfet ve feth-i mübîn nuru ile kalblerimizin paslı kilitlerini çözüver.!

Ey hem kudretine hem de merhametine hudut olmayan biricik Rabbimiz! Senden, nezd-i ulûhiyetinden göndereceğin mukaddes bir ruhla sinelerimizi tertemiz hâle getirmeni, basiretlerimizi keskinleştirmeni ve Seninle aramızdaki perdeleri kaldırarak mükâşefe yollarını bizim için de açmanı diliyoruz.

Ne olur, Senin büyüklüğüne layık feth-i mübînleri bizim için de müyesser kıl ve yüce katından lütuf buyuracağın ilm-i ledün ve rahmanî tecellîlerle bizim kalb kâselerimizi de doldur! Âmîn!

 

***

***

58 – Allah’ım!

Bizlerin cirmi ölçüsünde değil Sen’in şânına yakışır şekilde bizim tasarruf yetkimize [67]  öyle şeyler ihsan buyur ki, bizleri bütün gayr-ı meşrû tasarruf yetkilerinden müstağnî kılacak ölçüde olsun !

***

 

[67]- BİZİM TASARRUF YETKİMİZE İHSAN:

YAKÎN [7]

 Yakîn, mebde itibarıyla kesbî, –kesbî sözüyle, Ehl-i Sünnet imamlarının, eğilim ve eğilimdeki tasarruf [67] dedikleri cüz’î irade ve onun taallukunu kastediyorum– müntehâ ve netice itibarıyla da bedîhî, lütfî ve mutlaka mârifet vizelidir. Mârifet; bakış zaviyesi, isabetli nazar, dupduru niyet ve sâlikin delillerle buluşup tanışmasına, Allah ihsanının iktiran etmesiyle meydana gelir, billûrlaşır, benliğin bütün derinliklerini aydınlatır.. derken dört bir yandan insan ruhuna ışıklar yağmaya başlar.. varlığın her ufkunda peşi peşine şafaklar sökün eder.. maşrıkların yanında mağribler de ağarır ve istidadına göre her fert, kendini ışıklarla muhât bir nokta gibi görür ruhunun derinliklerinde.. kesret dağdağasının silinip gittiğini müşâhede eder ve her şeyin bir vahdet zemzemesi içinde zevke inkılap ettiğini duyar ve yaşar…

VÜCUD [8]

İlmî vücudlarımız itibarıyla mücmel ve mübhem bulunan “sen”, “ben”, “siz”, “biz” unvanlarına senlik ve benlik sıfatlarına; seçilme ve birbirinden ayrılma, başka başka mahiyetler alma ve mahiyetlerimizdeki cevherlerin hususiyetleri açısından kaderî plandaki istidatlarımıza göre kabiliyetler, kabiliyetlere göre hedefler ve o hedeflere ulaşmak konusunda meyelanlar ya da o meyelana tasarruflar [67] bahşederek, bizi ve her şeyi ilim ve vücud sıfatlarının yanında diğer sıfât-ı sübhaniyesiyle de serfirâz kılmıştır ki, bize ve bizim gibilere de, böyle mukadder, mukaddes bir mazhariyete razı olmadan başka bir şey yakışmaz.

HULUK [9]

Huy, tabiat, seciye de diyebileceğimiz huluk; yaratılışın en önemli gayesi, cebr-i halkînin gerçek buudu ve insan iradesinin “halk” hakikati üzerinde ilâhî ahlâk hedefli tasarrufudur. Bu tasarrufu iyi kullanıp [67], “halk”a huluk urbası giydirebilen kimseye, iyi işler bütünüyle kolaylaşır.

Hulukta birkaç kadem önde bulunan, tasavvufta da ileride sayılır. Fevkalâde hâller, baş döndüren makamlar ve beşer üstü tasarruflar, iyi huy zemininin gülü, çiçeği, meyvesi olması itibarıyla makbul sayılsa da, ahlâk-ı haseneye iktiran etmedikleri zaman hiçbir kıymet ifade etmezler ve üzerinde durmaya da değmez.!

***

58.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

Allahım!

Yüce ismin hürmetine Senden, bu kullarına Samedâniyetinin mevhibeleriyle lütufta bulunmanı diliyoruz. Öyle bir tasarruf lütfunda bulun ki, biz o lütufla Senin kudretinin harekete geçirdiklerini sakinleştirebilelim ve yine Senin bu lütuflarınla bütün sakin şeyler bizim talebimizle harekete geçsin. Yine Senin o lütuflarınla harekete geçen şeyler bizim için sükûnet bulsun. Bulsun da, kendimizi bütün yönelenlerin yöneldiği noktada bulalım. Bütün dağınıklarımızı toplayayım. Aslında bizim yöneldiğim yer de, sözlerimin eriyip tükendiği yer de Senin ism-i şerifindir.

Allahım!

Bize tam bir marifet ve aşkın bir hikmet lutfet ki, mevcudâtta esrârına muttali olmadığımız hiçbir hakikat kalmasın. Ve yine o marifetle âyetlerin hakikatini idrake mâni olan bütün zulmet perdelerini kaldırabilelim. Muhabbet, sevgi, rüşd ve reşâdın müheyyicâtı ile kalblerde ve ruhlarda tasarruf edebilelim. Zâtında muhib ve mahbûb, tâlib ve matlûb sadece Sensin. Ey kalbleri evirip çeviren, tasaları gideren Rabbim! Gaybı bilen, ayıpları örten ve günahları çokça mağfiret eden yalnız Sensin. Ey Settâr-ı Ezelî ve ey Ğaffâr-ı Ezelî! Ey Ğaffâr, ey Settâr, ey Hafîz, ey Vâfî, ey Dâfi’, ey Muhsin, ey Atûf, ey Raûf, ey Azîz ve ey Selâm! Bizi bağışla. Bizi setret. Bizi muhafaza buyur. Bizi koru. Başımızdaki sıkıntıları uzaklaştır. Bize ihsanda bulun.

 ***

***

59 – Allah’ım!

Kalb, sır, niyet, ruh ve zihin latifelerini temsil eden melekûtî yanımızı kötülüklerden öyle berî kıl [68], ayıp ve şirkten öyle bir temizle  [69] ki, bu konuda nâkıs ve kusurlu himmetlerden bizleri müstağnî kılacak ölçüde olsun!

***

[68]- MELEKÛTÎ YANI KÖTÜLÜKLERDEN KORUMA

 ULVİ ALEMLER [10]

Melekût dahil, bütün üst âlemler muallâ ve aşkın âlemlerdir ve bu âlemler için alt-üst, ön-arka, gece-gündüz, dün-bugün söz konusu değildir. Öyle ki, inkişaf etmiş bir gönül, melekûtî ufku itibarıyla dünü bugünle beraber, bugünü de yarınla beraber duyup yaşayabilir ve zamanüstü olmayı bütün derinlikleriyle duyabilir.

Melekûta açık bir kalb sahralardan daha geniş, mülk itibarıyla koca bir ceset ise fincandan daha dardır. Mülk hissin kesafet mahalli, melekût letâifin inbisat sahasıdır. Melekûtî vâridât her ruhun serveti, kuvveti ve temelidir ve hiçbir kimsenin bundan müstağni kalması da mümkün değildir. Bu itibarla da, melekûttan kopan ruh [68], bütün bütün kaybetme vetiresine girmiş sayılır.

 —

NEFİS  [11]

Herkesin derecesine göre dört bir yanda ruhanîliğe ait şualar parıldamaya başlar ve sâlik kendini melekûtî ufuklarda [68] sanır.

Bu mertebelerden her birinin kendine göre bir vâridi, bir mevhibesi, bir zevki, bir ufku, bir şivesi, bir ihsası ve bir de ihtisası vardır.

Aslında, nefis nefistir; ama iyi bir tezkiye sayesinde hevâsına muhalefeti ve Rabbine muvafakatı sağlanabilirse insanî ufukta, ışığı güneşten, tıpkı bir dolunay gibi o da pırıl pırıl bir ziya kaynağı hâline getirilebilir.

Aksine, eğer tezkiye görmezse er-geç ufkunu hevâ ve hevesin sisi-dumanı sarar, derken cismanî düşüncelerin tesirinde yamuk-yumuk hâle gelir ve varlığın perde arkasını sezemeyecek kadar da körelirse, kat’iyen ruha refakatini devam ettiremez ve münkerâta açık tabiatının gereği insan mahiyetinde âdeta bir fenalık girdabına dönüşür. [68]

Sonra da insanoğlunun zayıf yanları sayılan bir kısım boşlukları kullanarak bir anda pek çok cepheden hücumla –hafizanallah– bir hamlede onu yere serebilir.

İstiğfar ve dua ona karşı birer önemli sütre; seyr u sülûkta esas kabul edilen disiplinler ilâhî sıyanete fiilî birer çağrı ve Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhissalâtü vesselâm) vesâyeti de onun için en emin bir sığınaktır. 

 —

[69]- AYIP VE ŞİRKTEN TEMİZLEME :

TAKVA [12]

Bir de takvanın oldukça şümûllü ve umumî mânâsı vardır ki, şeriat prensiplerini kemal-i hassasiyetle görüp gözetmeden, şeriat-ı fıtriye kanunlarına riayete; Cehennem ve Cehennem’i netice veren davranışlardan kaçınmaktan, Cennet’i semere verecek hareketlere; sırrını, hafîsini, ahfâsını şirkten, şirki işmam eden şeylerden koruyup kollamaktan [69], düşünce ve hayat tarzında başkalarına teşebbühten sakınmaya kadar geniş bir yer işgal eder.

 —

DERVİŞ [13]

Ashab-ı kiramdan sonra, bazen zahitlik, bazen sofîlik, bazen de dervişlik unvanıyla değişik organizasyonlar şeklinde devam edegelen bütün seyr u sülûk erbabı idareye, siyasete karışmadan, himmetlerini îmân ve tevhidi ikameye hasrettikleri sürece [69], toplumlarının damarlarında kan ve can vazifesi görmüşlerdir. Aksine toplumlara zararlı olmanın yanında kendilerini de bitirmişlerdir.

Aslında, temeli, tevazu, mahviyet ve hacalete dayanan dervişliğin, dünyevî işlere alet edilmesi, ruhlarda öyle bir kirlenme vesilesidir ki, ihtimal böyle bir kirliliği hususî inayetten başka hiçbir şey temizleyemez.

— 

İSTİKAMET [14]

İstikamet, Hakk’a kurbet yolunda üç basamaklı bir merdivenin son basamağıdır. İlk menzil “takvîm”dir ki; hak yolcusu, bu mertebede İslâm’ın nazarî ve amelî bölümlerinde temrinat yapa yapa onu tabiatının bir parçası hâline getirerek, bir ölçüde nefsini aşmaya muvaffak olur.

 İkinci menzil “ikamet” ve “sükûn”dur ki; sâlik, âlem-i emre ait mesâvîden –ki riya, süm’a, ucub gibi kullukla telifi imkânsız yaramaz şeylerdir– uzaklaşarak, kalbini şirke ve şirk şaibelerine karşı korumaya alır. [69]

Üçüncü menzil, “istikamet”tir ki, bu makam, Hak yolundaki seyyaha sır kapılarının aralandığı makamdır ve ilâhî vâridâtın keramet ve ikram unvanıyla indiği kutup noktadır. Bu mânâdaki istikamet, ehl-i hak arasında bilinegeldiği şekliyle çok defa âdiyattan sıyrılarak, yedullah” kuşağında “kadem-i sıdk” üzere yaşamaktır.

59.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

Allahım!

Bizi kötülüklerden ve belalara dûçâr olmaktan sıyanet buyur. Reca duygularımızı dirilt ve umduklarımızın üstünde sürprizlerinle bizi sevindir. “Ya Hû! (3 defa)” İmdadımıza âcilen, âcilen, âcilen yetiş ya Rabbî! Dileklerimize icabet buyur, icabet buyur, icabet buyur ya Rabbî!

Allahım! Bilebildiğimiz, bilemediğimiz bütün kötülüklerden Sana sığınıyoruz.

İlahî! Zâhirimizi bize emrettiklerine sarılmak, nehyettiklerinden de uzak durmakla, bâtınımızı da esrârınla tezyîn buyur ve bizi ağyar mülahazalarından koru. İlahî! Bütün kötülüklerden salim eyle bizi. Her türlü belaya karşı da hep bizimle ol. Kalblerimizi şikâyetten, dillerimizi de kuru iddialardan uzak tut.

“Allahım! Bilerek şirk koşmaktan Sana sığınıyor, bilemediklerimizden dolayı da mağfiretini diliyoruz. (3 defa)”

 ***

***

60 – Allah’ım!

Yüce katından; başkalarının çâre ve çözümlerinden, güvenlik ve esenliklerinden bizleri müstağnî kılacak ölçüde tam bir silm u selamet [70], kâmil manada bir güvenlik ve esenlik lütfeyle!

***

 [70]- SİLM U SELAMET, KÂMİL MANADA BİR GÜVENLİK VE ESENLİK:

KALB VEYA LATÎFE-İ RABBÂNİYE [15]

Hâsılı, selamet-i akıbet ve selamet-i ahiret ancak ve ancak kalb-i selime vaadedilmiştir. Evet, açılmaz kapıları açacak bir sırlı anahtar varsa o da kalb-i selimdir. Ne hoş söyler şair:

Sanma ey hâce ki senden zer u sîm isterler

Yevme lâ yenfe’u’da kalb-i selîm isterler.

 —

HİKMET [16]

Hakk’ın takdirlerini kendi tercihlerimiz önünde düşünmek ve O’nun şer’î ve kevnî her türlü icraatını gönül rızasıyla karşılayıp, ömürlerimizi “Teslim ol, selâmeti bul!” [70] ( Buhârî, bed’ü’l-vahy 6, cihad 102, tefsîru sûre (3) 4; Müslim, cihad 74) çizgisinde sürdürerek “Her işte hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allah” mülâhazasını bir lahza bile hatırdan çıkarmamak..

SEYR U SÜLÛK [17]

Seyr u sülûkün her kademe ve derecesinde yol selâmetine fevkalâde ihtimam gösterir; yol selâmetini dinî esaslara bağlılıkta görür ve Allah indindeki kadr u kıymetini de takva derinliğinde bilir.

 —

VELİ VE EVLİYÂULLAH [18]

Kalb selâmeti onların baş şiarıdır ve onlar her zaman Müslümanlara hayırhâhlıkta bulunurlar. Dünyaya karşı asla hırs göstermezler.. ve düşmanlarıyla bile nizâ ve cidale girmezler. Konuşurken, her zaman mübalâğadan uzak durur ve itidali temsil ederler. Bid’atlardan kaçınır, ibadetlerinde de ifrat ve tefrite düşmezler. Seviyeleri ne olursa olsun asla kendilerini beğenmezler. Kazaya rıza, haramlara karşı tavizsiz davranma ve Cenâb-ı Hakk’a karşı da fevkalâde bir gayret ve saygı içinde bulunma.. ve ne olursa olsun kimseyi lanetlememe, ebdâlın en önemli hususiyetleri olarak zikredilmektedir.

 ***

60.BABIN DUASI (YAKARAN GÖNÜLLER-EL-KULÛBU’D-DÂRİA TERCÜMESİNDEN…)

 Allahım!

Selam Sensin, bütün kusurlardan sâlimsin ve herkes için selâmet kaynağısın. Ey celâl ve ikram sahibi! Bereket Senin şiarın, ululuk da şanındır. Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Bütün hamd ü senalar O’nadır. O’ndan başka ilah yoktur.

Gönül tokluğu, iffet, hilm ü rıfk, silm ü selâmet, sıhhat, genişlik, itminan ve afiyet gibi güzelliklerden bizi cüdâ düşürme. İşlediğim ma’siyetler yüzünden hasenâtımı boşa çıkarma. Altından kalkamayacağım fitnelere maruz bırakmak suretiyle beni imtihan etme Allahım!

Ey dillerin farklılığına rağmen her türlü sesi işiten Yüceler Yücesi! Senden korunma, emniyet, selâmet, lütuf, bereket ve kanaat istiyoruz. Fazlınla bizi Senden başkasına yalvarıp yakarmaktan müstağni kıl.

Senin haşyetinle dağların parçalanmasından, tâun ve veba gibi afetlerden, kem nazardan, vücuda gelen ağrılardan ve sâir bela ve musibetlerden korumanı; her türlü kötülük ve zarardan muhafaza etmeni; dünya ve ukbada selâmet, afiyet ve hayır ile rızıklandırmanı diliyoruz. Efendimiz Hazreti Muhammed’e, ehline ve ashâbına salât eyle.

Hamd ü sena, şükr ü minnet, medh u tebcîl, Ma’bûd-u Mutlak Yüceler Yücesi Allah’ın hakkı ve O’na mahsustur.

Dinî, dünyevî ve uhrevî işlerimizde selâmet ve afiyet ver. Bizleri Kitap ve Sünnet’e sımsıkı bağlıyken huzuruna al. Azabına maruz kalmadan, hoşnutluğunu elde etmiş olarak Efendimiz ile Cennet’te mülâkî olmayı bize müyesser kıl.

[1] Çağlayan_K.Z.T ŞUBAT 2017_ ÂBİD, ZÂHİD, ÂŞIK (1)

[2] Kalbin Zümrüt Tepeleri-1  _ TEVEKKÜL, TESLİM, TEFVİZ VE SİKA

[3] Kalbin Zümrüt Tepeleri-1  _ FAKR U GINÂ

[4] Kalbin Zümrüt Tepeleri-4  _ FETH-İ KARÎB, FETH-İ MÜBÎN VE FETH-İ MUTLAK

[5] Kalbin Zümrüt Tepeleri-3  _ SOFİYE VE RUH

[6] Kalbin Zümrüt Tepeleri-2  _ SEYR U SÜLÛK

[7] Kalbin Zümrüt Tepeleri-3  _ YAKÎN

[8] Kalbin Zümrüt Tepeleri-2  VÜCUD

[9] Kalbin Zümrüt Tepeleri-1  HULUK

[10] Kalbin Zümrüt Tepeleri-3  ULVİ ALEMLER

[11] Kalbin Zümrüt Tepeleri-4  _ ZİKR

[12] Kalbin Zümrüt Tepeleri-1  TAKVA

[13] Kalbin Zümrüt Tepeleri-1  DERVİŞ

[14] Kalbin Zümrüt Tepeleri-1  İSTİKAMET

[15] Çağlayan_K.Z.T EKİM 2017_ KALB VEYA LATÎFE-İ RABBÂNİYE

[16] Kalbin Zümrüt Tepeleri-2  HİKMET

[17] Kalbin Zümrüt Tepeleri-2 SEYR U SÜLÛK

[18] Kalbin Zümrüt Tepeleri-3 VELİ VE EVLİYÂULLAH